ASLAN İLE ÇAKKAL MASALLI

                ASLAN İLE ÇAKKAL MASALLI

  Bir varmış bir yokmuş, evvel zaman içinde eşekler uçarken bir ülkede  zengin bir adam yaşarmış .

  Bu adamın iki tane kızı varmış. Bu kızlar armudun sapı , üzümün çöpü der hiçbir talipleriyle evlenmezlermiş.

  Babalarıyla gezmeyi pek severlermiş. Babaları ise Kızlarının bu haline pek üzülürmüş. Hanımına ‘Ah bizim kızlar da bir evlense. Biz bugün varız yarın yokuz .Bari bir eşleri olsa da bu dünyada yapa yalnız kalmasalar der ‘dururmuş.

  Bu adam bir gün pazarda gezerken bir adamla karşılaşmış. Karşılaştığı adam beli bükülmüş , saçına başına aklar düşmüş yaşlı bir kişiymiş. Adamın önüne durup : Beyim beyim benim derdime deva olur musun demiş. Adam da bu iş pek şaşırsa da : Olurum amca sen derdini söyle demiş. Adamda bir oğlu olduğunu onunda iki oğlu olduğunu ama onları görmek için çok uzaktaki bir ülkeye gitmesi gerektiğini  söylemiş.

 Adam: peki dede ben seni oraya götüreyim de neden götüreyim. Nasıl götüreyim .

 Yaşlı adam başlamış anlatmaya bu ülkede eşi benzeri bulunmayan ipek kumaşlar , atlas örtüler olduğunu söylemiş. Birde oğlunun iki oğlunu evlenecek yaşta olduğunu söylemiş.

 İşte o zaman zengin adamın aklına bir fikir gelmiş. Yaşlı adama onu götüreceğini söylemiş . İki kızına da haber yollamış. Kızlarım ben uzun bir yolcuğa çıkıp. Çok güzel bir ülkeye gideceğim .Sizde benimle gelin demesiyle kızlar hemen yolculuk için hazırlanıp babalarına katılmışlar.

 İki kız , babaları , yaşlı adam ve adamın kervanı düşmüşler yollara az gitmişler uz gitmişler dere tepe düz gitmişler altı ay bir güz gitmişler. Köyler , şehirler , ülkeler aşıp bir çöle gelmişler. Dede adama bu çölün arkası o ülkedir ama bu çölden geçerken çok dikkatli olmak gerekir .Burada aslanlarla , çakalar yaşar onları geçer isek hemen ülkeye varırız demiş. Adamı bir sıkıntıdır almış. Aslanlarla , çakalları nasıl geçeriz derken kızları babalarına derdini sormuş. Babaları anlatınca iki kızı bize iki adam ver onlarla gidip bir bakalım demişler . Babaları ne yapsın çaresiz kabul etmiş.

 İki kız ve iki asker az gitmişler uz gitmişler tepeler aşmışlar. Bakmışlar çölde hiçbir şey yok. ‘Hani burada aslanlar, çakalar vardı. Kimse yok ki’ demelerine kalmamış bir de bakmışlar uzak bir tepenin üstünde bir kale hemen oraya gitmişler. Bir de yaklaşmışlar ki büyük mü büyük duvarları bembeyaz baktıkça gözleri kamaştıran bir kale.

 Kalenin kapısı da aralı aralık kapıdan içeri girmişler ki içerde kimseler yok.

  Kale adeta bir saray. Her yerde masalar sandalyeler, koltuklar sedirler, duvarlar da, yerle de paha biçilmez halılar .İki kız sarayı gezmeye başlamış. ilk kata bir sürü oda varmış. Odalar ise bomboşmuş. İkinci katta ki odalarda gümüş eşyalar varmış ama gene kimseler yokmuş. Üçüncü katta da her şey gümüştenmiş .Her şey gümüş ten olsa da bu koca sarayda kimsecikler yokmuş.

  Etrafa bakarken birde bakmışlar ki sarayın bahçesine bakan bir balkonda bir altın masa ile iki altın sandalye varmış. İki kız gezmekten yoruldukları için sandalyelere oturmuşlar. ’Kardeşler kimsenin olmadığına karar verip tam gidecekleri sırada merdivenlerden hızla bir aslan gelmiş. İki kıza ve askerlere bakmış. Aslan öyle iri öyle iriymiş ki iki asker de korkudan tir tir titremeye başlamışlar.

  Kızlarsa korksalar da beli etmemişler. Bunu üzerine aslan kızlara bir şey yapmamış. Askerlerden birini yakaladığı gibi sürükleyerek geldiği gibi gitmiş. İki kız aslan geri gelecek mi diye beklerken akşam olmuş. Tam iki kız da’ kimsecikler hadi gidelim ‘diye düşünürken. Bir de bakmışlar merdiven başında bu sefer bir çakal belirmiş. Bu çakalda kızlara bakmış. Kızlar korkusunu belli etmeyince çakal korkudan tir tir titreyen askeri yakaladığı gibi gitmiş. Bu sefer hem aslan hem de çakal gelecek mi diye endişeli endişeli bekleyen iki kız kardeş sabaha kadar sandalye den bir yere kalkmamış.

 Derken sabah olmuş iki kız kardeş gelen giden olmayınca kalkmış saraydan çıkacakken birden mutfağı görmüşler açlıktan ölmek üzerelermiş ve babalarının yanına gitmek için önlerinde uzun bir yol varmış. İki kız mutfağa bir girmişler ki. Yemek yapılması için bir sürü sebze , meyve öylece duruyor ama yemek yok. İki kardeş başlamışlar yemek hazırlamaya. Ne buldularsa hepsiyle onlarca çeşit yemek yapıp bunun birazını yiyip saraydan çıkmışlar.

 Çıkmışlar  Çıkmasına da sağa bakmışlar sola bakmışlar geldikleri yönü görememişler. Ne yapsın iki zavallı bu yoldur deyip düşmüşler yola az gitmişler uz gitmişler tepeler aşmışlar birde bakmışlar ki gene kalenin önündeler. Çok yorgun ve susuz olan iki kız geri kaleye girmişler.

 Sara gibi kaleye girmişler ki içerde ne görsünler.Bir sürü aslan önlerinde de onların yaptığı yemekler onları yiyorlar. Bu aslanlar bizi de yer mi diye korkmuşlar korkmasına da aslanlar onlara bakmamışlar bile. İki kız buna çok sevinip üçüncü kata çıkmışlar gene sandalyeye oturup aslanların ne var ne yoksa yiyip bitirişini izlemişler.

 Akşam olmuş bir bakmışlar çakkal geliyor. ‘Şimdi sıra bize geldi’ diye beklerken bir de bakmışlar ki çakkal önlerinde geçip gidiyor. Çakkal bir odaya girmiş gözden kaybolmuş. Bir de bakmışlar aslanda geliyor. Kızlar’ ha aslan doymadı bizi de yiyecek derken’. Aslan da başka bir odaya girmiş gözden kaybolmuş.

  İki kız uykusuz ve yorgun oldukları için bir odaya girip yatmışlar sabah kalkmışlar ki ne aslan var nede çakkal. Hangi odaya baksalar ne aslanlardan iz varmış nede çakkaldan.

  İki kardeş açılıklarını gidermek için mutfağa bir gitmişler ki mutfakta tavuklar, sebzeler ,meyveler gene beklemekte hemen yemek yapmaya başlamışlar. Onlarca yemek yapıp birazıyla karınlarını doyurduktan sonra gene kaleden dışarı çıkmışlar. Sağa sola bakmışlar. Gene gidecekleri yolu bulamamışlar. Az gitmişler uz gitmişler. Güneşin altında yürümekten perişan olmuşlar. Sonunda yolu bulamayacaklarını anlayıp gene kaleye geri gelmişler.

 Birde bakmışlar ki bir sürü çakkal onların yaptığı yemekleri yiyor. Kızlar ne yapacağını bilemeyip çakkallara görünmeden yukarıya çıkıp gene altın sandalyelerde oturup onların yemeklerini yemelerini izlemişler. Derken gene çakkal yukarı çıkmış onlara bakmadan bir odaya girip kaybolmuş. Peşinden aslan gelmiş oda bir odaya girip gözden kaybolmuş. Kızlar aşağıya bakmışlar ortada bir tane bile çakkal yok. Saatlerce sandalyelerde oturup yerlerinden kalkmamışlar sonrada bir odaya girip yatıp uyumuşlar.

 Sabah olunca kızlar gene her yeri gezmişler gene ortada kimsecikler yokmuş. Mutfağa girip gene yemek yapıp yemişler sonrada kaleden çıkıp tekrar babalarına ulaşmanın yolunu aramaya başlamışlar. Az gitmişler uz gitmişler bir arpa boyu yol gitmişler ama bir türlü çölden çıkamamışlar. Kaleye geri dönmek zorunda kalmışlar.

  Kaleye bir gelmişler ki etrafta kimse yok ama bütün yemekler yenilmiş ama her yer batmış. İki kardeş biraz dinlenip koyulmuşlar işe bulaşıkları yıkayıp kaleyi temizlemeye başlamışlar.

 Her gün kalkıp yemek yapıyor sonra çölü aşmanın yolunu arıyor bir taraftan da ‘ Şu çölü aşıp babamıza iyi olduğumuzu söyleye bilseydik’ diyorlarmış. Günler günleri kovalamış kaleyi tertemiz yapmışlar. Her gün aslan ile çakkal geliyor onlara bakıp geri gidiyormuş. Ama bir türlü çölü aşamıyorlarmış.

 Neyse biz gelelim mevzuya;

 O sabah kızlar kalkıp balkona çıktıklarında birde ne görsünler; Altın masa da onları kağıtlar, kalem, bir güvercin onları bekliyor. Güvercini sevip okşamışlar sonrada kağıdı okumuşlar ki. Bu kağıda istediğiniz mesajı yazın sonrada güvercinin ayağına bağlayıp gitmesini istediğiniz yeri söyleyin. Güvercin mesajı götürecektir. Kızlar kağıda babalarına iyi olduklarını anlatan bir not yazıp güvercinin ayağına bağlayıp babalarına ulaştırmasını söylemişler. Güvercin bir anda uçup gözden kaybolmuş.

 Sonra kızlar mutfağa gitmişler .Yemek yapıp yemişler bir daha da kaleden gitmeye kalkmamaya ve babalarını beklemeye karar vermişler.

 Her gün  ki gibi kaleyi gezmeye başlamışlar. Her oda bomboş muş. Bir taraftan da onlara kimin yardım etiğini ve yardım edenin nerde olduğunu merak ediyorlarmış. Gezmişler gezmişler derken boş odalardan birinde ipler bulmuşlar yanında da bir not. Bu iplerle iki tane elbise yapın yazıyormuş.

 İki kız günlerce gecelerce hiç dinlenmeden ipleri dokumuş sonrada dokudukları kumaştan iki tane elbise dikmişler .Ertesi sabah birde bakmışlar ki elbiseler yok. Elbiseleri ararken birde ne görsünler babaları adamlarıyla kaleye geliyor koşup onu karşılamışlar .

  Adam kızlarını görünce çok sevinmiş. Neden geri gelmediklerini sormuş. Kızlarda başlarından geçeni anlatıp bu saray gibi kalenin sahiplerinin aslan ve çakalar olduğunu anlatmışlar .Adam telaşlanmış. ‘Bizi burada görürlerse size de bize de zarar verirler gelin gidelim demiş. Kızlar babalarına aslan ile çakkalın onlara bir şey yapmadığını sadece onlar yollarını bulamadıkları için gelemediklerini söyleyince;

 Babaları: Bende sizi bekledim . Siz gelmeyince yola düştüm. Dolaştım dolaştım ama ne bu kaleyi nede sizi bulabildim. Sonunda bir güvercin geldi.Bana bu notu bıraktı ,uçtu gitti. Ben yaşadığınızı öğrenince çok sevindim. Tam güvercine yerinizi soracaktım ki bir de ne görüyüm tepenin üstünde bir kale .Sizi bulurum umuduyla hemen geldim.   

 Kızlar ile babaları hasret gidermişler. Babalarına dinlenmesi için yer göstermişler .Babaları dinlenirken onlarda ne bulurlarsa onunla yemek hazırlamak için mutfağın yolunu tutmuşlar.

Mutfağa girdiklerinde bir de bakmışlar ki masada bir not duruyor. Sağ bakmışlar sola bakmışlar kimse yok. Not ta’ babanızla hasret giderin. Yalnız gece olunca bahçeye gelin ‘yazıyormuş.

  Kızlar yemekler yapmışlar sonrada babalarıyla afiyetle yemişler. Akşam olmuş babaları yatmış. Kızlarda aslan ile çakkalı beklemişler. Ne aslan gelmiş nede çakkal onlarda  kızlar bahçenin yolunu tutmuş. Beklemişler beklemişler gelen yok giden yok .

  Beraberce odalarına dönecekken bahçede bir ışık görmüşler. Oraya vardıklarında birde ne görsünler ağaçlar arasında küçük bir kapı. Açmışlar ki kıvrıla kıvrıla derinlere giden bir yol .’Bu yol onlar bilmeseler de kalenin içine giden bir yolmuş. ‘İki kardeş bu dar yol da yürümekte epey zorlanıyorlarmış. Bu yola da kıvrıla kıvrıla uzun bir süre gitmişler artık çıkışı geri dönmeyi düşündükleri sırada Önlerine öylesine büyük bir odaya çıkmış ki şaşıp kalmışlar.

 Odada küp küp altınlar. Küp küp elmaslar , safirler , zümrütler varmış. Dört tanede altın taht duruyormuş. Bu tahtların ikisi zümrütlerle ,elmaslarla süslüymüş. Bir de bakmışlar iki delikanlı onlara doğru geliyor üstlerinde de onların diktiği kıyafetler.

 İki delikanlı kızlara selam verip. Buyur etmiş. İki kızı altın sandalyelere oturtup başlamışlar anlatmaya . Biz  sizin gibi iki kardeşiz demişler. Gerideki ülkenin bizim ülkemiz ve biz o ülkenin şehzadeleriyiz. Bizi peri padişahı buraya kapadı. Bu çölün bekçileriyiz gördüğünüz aslan ile çakal biziz diğerleri de adamlarımız. Buraya bir sürü insan gelir. Bu insanlar  bizden korkup hemen kaçarlardı.Çölde kaybolur sonrada ölürlerdi.

  Biz de burada çaresiz bize yardım edecek birilerini bekler dururuz. Anlayacağınız burada yalnız yaşardık. Siz geldiniz korkup kaçmadınız. Sabır etiniz. Bizde sizi babanıza kavuşturduk. Karşılığında sizden elbise istedik ki sizinle konuşa bilelim diye .Biz sizin babanız ile gitmenize izin veririz ancak sizden bir dileğimiz var. Gerideki ülkeye gidin yaslı babamız ile gözü yaşlı anamıza bizim burada olduğumuzu ve iyi olduğumuzu bir daha ülkemize geri dönemeyeceğimizi haber verin.

 İki kız duyduklarına üzülmüşler. İki delikanlının teklifini kabul etmişler. Bunun üzerine delikanlılar yapmaları gerekenleri anlatmış. Birde şart koymuşlar. Sakın ha babanıza bizlerden bahsetmeyin demişler.

 İki kız sabah olunca babalarına yola düşmeleri gerektiğini söylemişler. Babaları yolu bulamayacağını adamlarına ulaşamayacağını söylemiş. Tam bu sırada  kızların yanına bir güvercin gelmiş ayağında bir not varmış. ‘Bu güvercin sizi önce kervanınıza sonrada gerideki ülkeye götürecek’ yazıyormuş.

  Kızlar güvercini sevmiş okşamış sonrada Babalarına yolu bulabileceklerini söylemişler. Babaları şaşmış kalmış ama kızlarına güveni tammış. Kızlar güvercini tekrar uçurmuşlar. Güvercin onları kervanlarına götürmüş. Babaları kervanlarına kısa sürede ulaşınca çok sevinmiş.

  Biraz dinlenip tekrar dönüş yoluna çıkmaya karar verince kızlar . Babalarına onu gitmek istediği ülkeye götürebileceklerini söylemişler. Babaları kızlarına güvense de o çölde kaybolmayı göze alamıyormuş. Kızlar ne söylese babalarını ikna edemezken Yaşlı adam çıka gelmiş.

 Yaşlı adam: Bende sizi günlerdir beklerdim. Görüyorum ki kızlarınızı bulmuşsunuz öyleyse çölü geçmenin de yolunu bulmuşsunuz. Beni ne zaman evlatlarıma ,biricik torunlarıma kavuşturacaksınız demesin mi?

 Adam yaşlı adama verdiği sözü hatırlamış. Kızları da ‘babacım kervanımızın elinin boş dönmesi olmaz. Üstelik yaşlı amcaya verilmiş bir söz var gelin çölü geçip gerideki ülkeye gidelim demişler’.

 Adam ne yapsın kızlar da amcada haklı düşmüşler yola. Önde güvercin ve kızlar arkada kervan  gerideki ülkeye gidebilmek için yola düşmüşler. Az gitmişler uz gitmişler çöle düşmüşler ,tepeler aşmışlar bir süre sonra  kervanın yemeği , suyu bitmiş .’ Ne yapacağız aç susuz devam edemeyiz derken. Kızlar birde bakmışlar güvercin biraz ilerde daireler çizerek uçuyor. Kızlar önde kervan arkada güvercinin olduğu yere varmışlar ki burası vaha. Bu vahada  suyu bol bir göl çeşit çeşit meyve , hurma bulmuşlar.

 Akşam olmuş çadırlar kurup herkes uyurken iki kız güvercini sevip okşarken babaları yatığı yerden onları izlemekteymiş. Birden bir ses olmuş ağaçların arasından kocaman bir aslan ile bir çakal çıka gelmez mi? Adam kalkıp kızlarını korumak isterken birde bakmış kızlar aslan ile çakala doğru gidiyorlar. Aslan ile çakal önde kızlar arkada ormana girmişler birden aslan ile çakal iki delikanlıya dönüşmüş .Delikanlılar ve kızları konuşurken ;adam  da kalkıp gelmiş bir ağacın altına saklanmış.

 İki şehzade kızlara padişah babalarını bulmak için saraya gitmelerini; onları saraya almaz iseler şu iki ipek mendili annelerine göndermelerini söylemişler. Derken birinin onları izlediğini anlayınca hemen karanlığa karışıp aslan ile çakkal olup gitmişler.

 Kızlar daha ne olduğunu anlayamadan babaları yanına gelmiş. Siz kimle konuşuyordunuz diye sormuş ? Kızlarda .Aslan ile çakalla konuşuyorduk; bize yardım etikleri için teşekkür etik demişler. Babaları korkmuş. Size bize bir şey yapmasınlar gelin geri dönelim demiş. Kızlarda onlar istemedikçe bu çölde bize kimse bir şey yapamaz .Onlar bizi korumazsa bu çölden çıkmayız deyip babalarını ikna etmişler.

 Sabah olunca düşmüşler yola az gitmişler uz gitmişler birde bakmışlar çöl bitmiş. Güvercinde gelip kızların omuzuna konmuş .Hep beraber yollarına devam etmişler. Bir de bakmışlar ki aradıkları ülkeye karşılarında duruyor. Hepsi beraber sevinçle ülkeye girmişler.

 Babaları kalabilecekleri bir han bulmuş herkese birer odada ayarlamış.Kervan dinlenirken babaları ülkesine götürecek şeyler ararken iki kızı da babalarına katılmış ama maksatları başkaymış. Bir süre sonra sıkıldıklarını söyleyip şehri gezmek için babalarından ayrılmışlar. Yanlarında güvercin alıp saraya varmışlar. Saray kapısı açılsın da çıkan birine derdimizi anlatalım diye beklemeye başlamışlar. Beklemişler beklemişler .

Beklemişler beklemişler;  Epey zaman geçmiş. Saray kapısını bir ağa açmış kızlar ağlamaklı sesle ağdan yardım istemişler. Bizim gidecek yerimiz yok bize kalacak bir yer göster demişler. Ağa kızların haline üzülse de ‘ burası benim sarayım değil ki sizi almam demiş ve gitmiş. ‘ Kızlar bekleye dursun gelen geçen uşak ağa herkese yalvarsalar da fayda etmemiş. Derken bu kızlar sarayda konuşulmaya başlamış.

 Şehzadelerin dadısı da duymuş yanına bir ağa alıp varmış saray kapısına. akmış iki tane güzel kız. Oldukça güzel ,kibar ve terbiyeliler. Kızlar derdiniz ne diye sorunca kadına iki mendil uzatıp bunu sultanımıza götürür müsünüz demişler. Dadı mendilleri hemen tanımış kızları da bırakmayıp sarayın bir odasına aldırmış. Koşup sultana haber vermiş ve mendili göstermiş.Sultan da mendili hemen tanımış. Oda kızları yanına davet etmiş. Bakmış güzel , akılı , terbiyeli iki kız birde güvercinleri.

 Sultan: Güzel kızlar, hoş geldiniz. Şimdi söyleyin bakalım bu mendilleri nerden buldunuz.

 Kızlar çekinerek olanı biteni anlatınca gidip te dönmeyen iki oğluna neler olduğunu anlayan anneleri ağlamaya başlamış. Sonrada kızları alıp padişahın yanına gitmişler.

 Sultan padişaha olanları bir bir anlatmış. Padişah duyduklarına inanamayıp kızlara oğullarının kayboluşunu anlatmış: Bizim iki oğlumuz vardı. Benim babam çölün ötesinde bir ülkede yaşar .Bende oğullarım dedelerini tanısınlar hatta dedelerini de alıp gelsinler diye seneler önce yolladım . Ama ne oğullarım geldi. Nede babam. İki oğlumun da öldüğünü zannediyordum. Bana çok büyük bir müjde getirdiniz . Şimdi gidip oğullarımı kurtarayım demiş.

  Kızlar Padişaha ve sultana çok üzülseler de o çölü aşamayacaklarını onlara anlatmak zorundalarmış. Kızlar çöle girenin çıkamadığını ancak isterlerse oğullarıyla konuşup peri padişahının sihrini bozmanın bir yolu varsa öğrenip padişaha haber verebileceklerini söylemişler.

 Padişahta sultanda bu işe çok sevinmişler. Kızlar babalarına haber verip yola düşmüşler. Babaları endişe içinde saraya gelirken onlarda yola düşmüşler. Kızlar çöle gelince de güvercini önce sevip okşamış sonrada delikanlıları görmek istediklerini söylemişler. Güvercin onları vahaya götürmüş . Kızlar akşama kadar vahada dinlenirken güvercinde uçup gitmiş.

 Bu sırada padişah ve kızların babası endişe içinde beklemeye başlamışlar. Derken iki şehzade gelmişler.Kızları geri dönmesine çok sevinmişler. Kızların yanına oturup onların anlattıklarını dinlemişler. Padişah babaları ile sultan annelerinin onları kurtarmak için ne gerekirse yapacağını anlatmışlar.

 İki delikanlı o zaman : Bizi ne annemiz nede babamız kurtaramaz demişler .

 Kızlar bu söze çok üzülmüşler: Peki biz sizi kurtara bilir miyiz demişler.

 İki delikanlı kızlara bunun bir yolu olduğunu anlatmış : Anneleri kendi elleriyle yere hiç değdirmeden pamuk alıp ip eğirecek. o ipi iki kız yere hiç değdirmeden onlar için iki elbise dikecek bunları üç gün içinde yapıp tekrar bu çöle ve vahaya gelebilirlerse ve onlarla kalmayı kabul ederlerse belki bir şansları olabileceğini yoksa iki kızında bir daha çölden çıkamayacağını söylemişler iki kız da  hiç düşünmeden kabul etmişler. Hemen saraya gidip olan biteni anlatmışlar. Sultanda padişahta bu işe pek sevinmişler ama kızların babası kızlarımı bir daha göremesem diye kormuş. O zamanda kızlar bizi çölde ziyaret edersin diye babalarını teselli etmişler.

 Ertesi sabah erkenden sultan çarşıya gidip yere değdirmeden aldığı yünleri hiç yere değdirmeden eğirip sabaha kadar  ip yapmış. Kızlar o ipleri hiç yere değdirmeden alıp  sabah erkenden  elbise için kumaş dokumaya başlamışlar.Kumaşı hiç yere değdirmemişler; sonrada  hiç yere değdirmeden iki elbise sabaha kadar dikmişler. Sabah güneş doğarken rüzgar gibi atalara binip güvercin önderinde çöle gitmişler. Kızlar vahaya vardığında birde bakmışlar iki şehzadeler onları bekliyor. Kızların getirdiği kaftanları giyip kızların elini tutmuşlar.

   Şehzadeler: Siz bizim için her şeyi göze aldınız bizde sizin için her şeyi yaparız. Bizim eşlerimiz sultanlarımız olur musunuz demişler.

 Kızlarda şehzadelerin kurtulmasına ayrı birde onları sevdiklerini söyleyip evlenmek istemelerine ayrı sevinmişler.

 Neyse onlar bırakalım geride ki ülkeye bakalım.

 Kızlar yola çıkınca sarayda bir hazırlıktır başlamış. Yıllardan beridir kapalı duran şehzadelerin odaları hazırlanmış ; şehzadelerin dönüşünü kutlamak için kuş sütünün eksik olmadığı büyük bir sofra kurulmuş sonrada padişah da sultanda bütün saray halkıda onları beklemeye başlamış .

 Derken Saraya kızların babası ile yaşlı bir adamla gelmiş. Padişah adamı görünce koşup gelmiş.Yaşlı adamın elini öpüp ‘babacım hoş geldin ‘deyip babasına sarılmış. Sultanda hemen babasının elini öpmüş. Yaşlı adamı bir yere oturtup olanı biteni anlatmışlar. İki torunun onu görmeye gelirken başlarına bu işler geldiğini duyan dede pek üzülmüş.

 Onlar bekleye dururken ; birden bir uşak koşarak gelmiş: Geliyorlar geliyorlar demiş. Herkes  saray bahçesinde onları karşılamış. iki şehzade iki beyaz at üstünde yanlarında kızlarla çıka gelmişler. Saray da sevinçten şenlikler hemen başlamış.

 Şehzadeler önce  Padişah babalarının elini öpmek isteyince babaları kendi babasını gösterip: işte bu dedeniz önce onun elini öpün demiş. Şehzadeler bu işe çok sevinmişler .Önce dedelerinin elini öpüp sarılmışlar sonra babalarının sonrada sultan anneleriyle kucaklaşıp hasret gidermişler.
 Padişah iki güzel kızın onlara hem oğullarını hem de babasını getirmesine öylesine sevinmiş ki ülkede üç gün üç öğün yemek yedirmeye karar vermiş. Ülkenin her yerinde sofralar kurulmuş.

Padişah şehzadelerin gelişi şerefine kurdurduğu sofrada kızlarla oğullarını nişanlamış daha üç gün geçmeden de kırk gün kırk gece süren dillere destan bir düğünle evlendirmiş. Büyük oğlu yanında kalıp tahtına varis olurken; küçük oğlu kervanı da arkasına katıp çöle gitmiş. Orada yeni büyük bir ülke kurup padişah olmuş.

 Ne demeli onlar erdi muradına biz çıkalım kerevetine.

                Bu masalda burada bitmiş.

    Bu bir masal imiş. Unutmayan unutana hatırlatsın.

MAVİ İLKAY MASAL.

Değerlendirme: 1 / 5.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s