ASLAN İLE ÇAKAL 2

Çakal

ASLAN İLE ÇAKAL

İki şehzade kızlara padişah babalarını bulmak için saraya gitmelerini; onları saraya almaz iseler şu iki ipek mendili annelerine göndermelerini söylemişler. Derken birinin onları izlediğini anlayınca hemen karanlığa karışıp aslan ile çakkal olup gitmişler.

 Kızlar daha ne olduğunu anlayamadan babaları yanına gelmiş. Siz kimle konuşuyordunuz diye sormuş ? Kızlarda .Aslan ile çakalla konuşuyorduk; bize yardım etikleri için teşekkür etik demişler. Babaları korkmuş. Size bize bir şey yapmasınlar gelin geri dönelim demiş. Kızlarda onlar istemedikçe bu çölde bize kimse bir şey yapamaz .Onlar bizi korumazsa bu çölden çıkmayız deyip babalarını ikna etmişler.

 Sabah olunca düşmüşler yola az gitmişler uz gitmişler birde bakmışlar çöl bitmiş. Güvercinde gelip kızların omuzuna konmuş .Hep beraber yollarına devam etmişler. Bir de bakmışlar ki aradıkları ülkeye karşılarında duruyor. Hepsi beraber sevinçle ülkeye girmişler.

 Babaları kalabilecekleri bir han bulmuş herkese birer odada ayarlamış.Kervan dinlenirken babaları ülkesine götürecek şeyler ararken iki kızı da babalarına katılmış ama maksatları başkaymış. Bir süre sonra sıkıldıklarını söyleyip şehri gezmek için babalarından ayrılmışlar. Yanlarında güvercin alıp saraya varmışlar. Saray kapısı açılsın da çıkan birine derdimizi anlatalım diye beklemeye başlamışlar. Beklemişler beklemişler .

Beklemişler beklemişler;  Epey zaman geçmiş. Saray kapısını bir ağa açmış kızlar ağlamaklı sesle ağdan yardım istemişler. Bizim gidecek yerimiz yok bize kalacak bir yer göster demişler. Ağa kızların haline üzülse de ‘ burası benim sarayım değil ki sizi almam demiş ve gitmiş. ‘ Kızlar bekleye dursun gelen geçen uşak ağa herkese yalvarsalar da fayda etmemiş. Derken bu kızlar sarayda konuşulmaya başlamış.

 Şehzadelerin dadısı da duymuş yanına bir ağa alıp varmış saray kapısına. akmış iki tane güzel kız. Oldukça güzel ,kibar ve terbiyeliler. Kızlar derdiniz ne diye sorunca kadına iki mendil uzatıp bunu sultanımıza götürür müsünüz demişler. Dadı mendilleri hemen tanımış kızları da bırakmayıp sarayın bir odasına aldırmış. Koşup sultana haber vermiş ve mendili göstermiş.Sultan da mendili hemen tanımış. Oda kızları yanına davet etmiş. Bakmış güzel , akılı , terbiyeli iki kız birde güvercinleri.

 Sultan: Güzel kızlar, hoş geldiniz. Şimdi söyleyin bakalım bu mendilleri nerden buldunuz.

 Kızlar çekinerek olanı biteni anlatınca gidip te dönmeyen iki oğluna neler olduğunu anlayan anneleri ağlamaya başlamış. Sonrada kızları alıp padişahın yanına gitmişler.

 Sultan padişaha olanları bir bir anlatmış. Padişah duyduklarına inanamayıp kızlara oğullarının kayboluşunu anlatmış: Bizim iki oğlumuz vardı. Benim babam çölün ötesinde bir ülkede yaşar .Bende oğullarım dedelerini tanısınlar hatta dedelerini de alıp gelsinler diye seneler önce yolladım . Ama ne oğullarım geldi. Nede babam. İki oğlumun da öldüğünü zannediyordum. Bana çok büyük bir müjde getirdiniz . Şimdi gidip oğullarımı kurtarayım demiş.

  Kızlar Padişaha ve sultana çok üzülseler de o çölü aşamayacaklarını onlara anlatmak zorundalarmış. Kızlar çöle girenin çıkamadığını ancak isterlerse oğullarıyla konuşup peri padişahının sihrini bozmanın bir yolu varsa öğrenip padişaha haber verebileceklerini söylemişler.

 Padişahta sultanda bu işe çok sevinmişler. Kızlar babalarına haber verip yola düşmüşler. Babaları endişe içinde saraya gelirken onlarda yola düşmüşler. Kızlar çöle gelince de güvercini önce sevip okşamış sonrada delikanlıları görmek istediklerini söylemişler. Güvercin onları vahaya götürmüş . Kızlar akşama kadar vahada dinlenirken güvercinde uçup gitmiş.

 Bu sırada padişah ve kızların babası endişe içinde beklemeye başlamışlar. Derken iki şehzade gelmişler.Kızları geri dönmesine çok sevinmişler. Kızların yanına oturup onların anlattıklarını dinlemişler. Padişah babaları ile sultan annelerinin onları kurtarmak için ne gerekirse yapacağını anlatmışlar.

 İki delikanlı o zaman : Bizi ne annemiz nede babamız kurtaramaz demişler .

 Kızlar bu söze çok üzülmüşler: Peki biz sizi kurtara bilir miyiz demişler.

 İki delikanlı kızlara bunun bir yolu olduğunu anlatmış : Anneleri kendi elleriyle yere hiç değdirmeden pamuk alıp ip eğirecek. o ipi iki kız yere hiç değdirmeden onlar için iki elbise dikecek bunları üç gün içinde yapıp tekrar bu çöle ve vahaya gelebilirlerse ve onlarla kalmayı kabul ederlerse belki bir şansları olabileceğini yoksa iki kızında bir daha çölden çıkamayacağını söylemişler iki kız da  hiç düşünmeden kabul etmişler. Hemen saraya gidip olan biteni anlatmışlar. Sultanda padişahta bu işe pek sevinmişler ama kızların babası kızlarımı bir daha göremesem diye kormuş. O zamanda kızlar bizi çölde ziyaret edersin diye babalarını teselli etmişler.

 Ertesi sabah erkenden sultan çarşıya gidip yere değdirmeden aldığı yünleri hiç yere değdirmeden eğirip sabaha kadar  ip yapmış. Kızlar o ipleri hiç yere değdirmeden alıp  sabah erkenden  elbise için kumaş dokumaya başlamışlar.Kumaşı hiç yere değdirmemişler; sonrada  hiç yere değdirmeden iki elbise sabaha kadar dikmişler. Sabah güneş doğarken rüzgar gibi atalara binip güvercin önderinde çöle gitmişler. Kızlar vahaya vardığında birde bakmışlar iki şehzadeler onları bekliyor. Kızların getirdiği kaftanları giyip kızların elini tutmuşlar.

   Şehzadeler: Siz bizim için her şeyi göze aldınız bizde sizin için her şeyi yaparız. Bizim eşlerimiz sultanlarımız olur musunuz demişler.

 Kızlarda şehzadelerin kurtulmasına ayrı birde onları sevdiklerini söyleyip evlenmek istemelerine ayrı sevinmişler.

 Neyse onlar bırakalım geride ki ülkeye bakalım.

 Kızlar yola çıkınca sarayda bir hazırlıktır başlamış. Yıllardan beridir kapalı duran şehzadelerin odaları hazırlanmış ; şehzadelerin dönüşünü kutlamak için kuş sütünün eksik olmadığı büyük bir sofra kurulmuş sonrada padişah da sultanda bütün saray halkıda onları beklemeye başlamış .

 Derken Saraya kızların babası ile yaşlı bir adamla gelmiş. Padişah adamı görünce koşup gelmiş.Yaşlı adamın elini öpüp ‘babacım hoş geldin ‘deyip babasına sarılmış. Sultanda hemen babasının elini öpmüş. Yaşlı adamı bir yere oturtup olanı biteni anlatmışlar. İki torunun onu görmeye gelirken başlarına bu işler geldiğini duyan dede pek üzülmüş.

 Onlar bekleye dururken ; birden bir uşak koşarak gelmiş: Geliyorlar geliyorlar demiş. Herkes  saray bahçesinde onları karşılamış. iki şehzade iki beyaz at üstünde yanlarında kızlarla çıka gelmişler. Saray da sevinçten şenlikler hemen başlamış.

 Şehzadeler önce  Padişah babalarının elini öpmek isteyince babaları kendi babasını gösterip: işte bu dedeniz önce onun elini öpün demiş. Şehzadeler bu işe çok sevinmişler .Önce dedelerinin elini öpüp sarılmışlar sonra babalarının sonrada sultan anneleriyle kucaklaşıp hasret gidermişler.
 Padişah iki güzel kızın onlara hem oğullarını hem de babasını getirmesine öylesine sevinmiş ki ülkede üç gün üç öğün yemek yedirmeye karar vermiş. Ülkenin her yerinde sofralar kurulmuş.

Padişah şehzadelerin gelişi şerefine kurdurduğu sofrada kızlarla oğullarını nişanlamış daha üç gün geçmeden de kırk gün kırk gece süren dillere destan bir düğünle evlendirmiş. Büyük oğlu yanında kalıp tahtına varis olurken; küçük oğlu kervanı da arkasına katıp çöle gitmiş. Orada yeni büyük bir ülke kurup padişah olmuş.

 Ne demeli onlar erdi muradına biz çıkalım kerevetine.

                Bu masalda burada bitmiş.

    Bu bir masal imiş. Unutmayan unutana hatırlatsın.

MAVİ İLKAY MASAL.

Değerlendirme: 1 / 5.

Yorum bırakın