KURUL SOFRAM KURUL

KURUL SOFRAM KURUL

Evvel zaman içinde bir terzinin üç oğlu bir tanecikte keçisi varmış. Hepsi keçinin sütüyle beslenirlermiş. Keçinin onlara bol bol süt vermesi için iyi beslenmesi gerekiyormuş. Üç biri her gün keçiyi çayırlara götürürlermiş.

 Günlerden bir gün büyük oğlu keçiyi kilisenin alanına götürmüş en güzel otlar burada bulunurmuş. Keçiyi akşama kadar güzelce karnını doyurmuş. Büyük oğul keçinin yanına gelip ‘ karnını iyice doyurdun mu ?’ diye sormuş.

 Keçi ‘Yedim içtim karnım tok. Tek yaprak yiyesim yok. Me…

Oğlan ‘ Hadi o zaman eve ‘ demiş. Keçiyi ipinden tutup ahıra getirip ahıra bağlamış.

 Terzi eve gelince büyük oğluna keçiyi iyi besleyip beslemediğini sormuş. Oğlu da ‘ Karnı tok. Tek yaprak yiyecek halim yok . ‘ demiş. Terzinin içi rahat etmemiş gidip keçiye bakmış.

 Terzi ‘ Keçi karnın gerçekten doydu mu?’

 Keçi ‘ Atladım tüm gün dağ dere.Tok olunur mu böyle ‘ demiş.

 Bunu duyan terzi büyük oğluna çok kızmış. Koşup oğluna bağırıp çağırmış yetmemiş tahta cetvelini kaptığı gibi oğlanı döve döve kapının önüne koymuş.

 Ertesi gün sıra ikinci oğlandaymış. O da keçiyi alıp bahçe çitlerinin yanındaki bol otlu bir yer bulup keçiyi oraya bırakmış.keçi otları silip süpürmüş. Akşam olup keçinin yanına geldiğinde ‘ Nasıl karnını doyurdun mu ? ‘ diye sormuş.

 Keçi ‘  Karnım tok. Tek yaprak yiyecek halim yok.’ Demiş. Oğlan keçiyi alıp eve geri gelmiş. Keçiyi ahıra bağlamış.

 Terzi eve gelince oğluna sormuş ‘ Keçi karnını doyurdu mu?’

 İkinci oğlu ‘ Doyurdum . Tek yaprak yiyecek hali kalmadı . ‘ demiş.

 Terzi emin olmak için ahıra gidip ‘keçi karnın tok mu ? ‘ diye sormuş.

 Keçi ‘ Atladım tüm gün dağ dere. Bu halde tok olunur mu?’ demiş.

 Bunu duyan terzi çok kızmış eve gidip ‘ Seni dinsiz imansız. Zavalı dilsiz hayvanı aç mı bıraktın !’ diyip cetveli kaptığı gibi döve döve ikinci oğlanı da evden atmış.

 Ertesi gün sıra üçüncü oğlandaymış. Oğlan keçiyi alıp en güzel fundalıklara götürmüş. Akşam keçinin yanına gelip ‘ Karnın doydu mu ? ‘ diye sormuş.

 Keçi ‘Karnımı doyurdum. Tek yaprak yiyecek halim yok ‘ demiş.

 Üçüncü oğlan keçiyi alıp eve dönmüş keçiyi ahıra bağlamış.

 Terzi eve gelmiş. Oğluna ‘ Keçi karnının doyurdu mu?’ demiş.

Oğlu’ karnını doyurdu. Tek yaprak yiyecek hali kalmadı ‘ demiş.

 Terzi emin olmak için keçinin yanına gitmiş.

 Terzi ‘ Dağ tepe gezdim durdum . Bu halde tok olunur mu? ‘ demiş.

 Terzi öyle kızmış öyle kızmış ki cetveli kaptığı gibi üçüncü oğlunu da döve döve evden atmış.

 Terzi yapa yalnız kalmış.

 Ertesi sabah keçiyi çayıra götürecek kimse kalmadığı için terzi ‘ gel benim sevgili keçim ben seni çayırlara götürüyüm ‘ diyip keçisini çayırlara götürmüş. Keçi akşama kadar orda otlamış. Akşam keçiye sormuş ‘ Karnın doydu mu ? ‘ diye sormuş.

 Keçi ‘ karnım doydu. Tek yaprak yiyecek halim kalmadı ‘ demiş.

 Terzi o zaman keçisini alıp eve gelmiş. Keçiyi ahıra koyup eve gidecekken tekrar sormuş ‘ gerçekten karnın doydu mu?’

 Keçi ‘ Dağ tepe gezdim durdum. Bu halde tok olunur mu? ‘ demiş.

 Terzi o zaman yaptığı yanlışı anlamış.

 Terzi ‘ Sana yapacağımı bilirim ‘ demiş. Usturasıyla keçinin kafasını traj edip kamçıyla birkaç vurunca hayvan can havliyle kaçıp gitmiş.

 Terzi tek başına kalınca ‘ keşke oğullarım nereye gittiler acaba ? keşke çıkıp gelseler’ demiş.

 Bu sırada evden ayrılan büyük oğlu doğramacının yanına çırak girmiş. Yılmadan usanmadan çalışmış. Ayrılma vakti gelince ustası oğlana küçük bir masa hediye etmiş. Bu masa tahtadan yapılmış basit bir masa gibi görünüyormuş ama bir marifeti varmış. Ustası çırağına masayı hediye ederken ‘ bu masa ya Kurul sofram kurul ‘ dedin mi hemen bir sofra kurulur’ demiş. Oğlan bu ‘Ömrüm oldukça bu bana yeter ‘ diye düşünmüş. Ustasından ayrılıp evine gitmek üzere yola çıkmış. Yolda karnı açıktı mı masasını kurup ‘ kurul sofram kurul’ dermiş. Bir yandan da babama bu masayı gösterdiğimde beni eve geri alır diye düşünüyormuş. Bir gün yolda bir handa gecelemiş ama han çok kalabalıkmış bakmış yemek için ona sıra gelmeyecekmiş. Hemen masasını bir kenara kurup ‘Kurul sofram kurul ‘ diyip afiyetle yemeğini yiyince herkes şaşırmış. O da başlamış masasını övmeye bu konuşulanları duyan hancı uyanık bir adamış. Bakmış herkes o masadan yemek yiyor ama yemek bitmiyor. Ben bu masayı almalıyım ‘ demiş. Gece olup oğlan odasına gidince masayı bir kenara koymuş. Hancıda herkes uyuyunca o masaya benzeyen bir masayla o masayı değiştirmiş. Oğlan sabah handan ayrılıp evine gelmiş. Babası oğlunu gördüğüne çok sevinmiş. ‘Oğlum neler yaprın ‘ demiş. Oğluda bir doğramacının çırağı olduğunu anlatmış. Ustasının yanından ayrılırken ona hediye etiği masadan bahsedip babasına bütün akrabaları davet edip on çok güzel bir sofra kuralım ‘ demiş. Babası da herkesi davet etmiş. Oğlu da masayı getirip kurmuş ‘ Kurul sofram kurul ‘ demiş ama ne fayda masa boş kalmış. Akrabalarına mahcup olan adam bir şey yapamamış.

 Adamın ikinci oğlu da değirmencinin yanına çırak girmiş. Uzun süre çalışmış çabalamış. Artık ayrılma zamanı gelince değirmenci oğlana bir eşek hediye etmiş. ‘ Bu eşeğe iyi bak. Eşek çok değerlidir. Çok işine yarar ‘ demiş.

 Oğlan ‘ Ustam sag olasın ama altı üstü eşek. Ne işime yarayacak yük taşıyacak  ‘ demiş.

 Değirmenci ‘ Bu bildiğin eşeklerden değil  ‘ demiş ve eşeğin altına örtü sarıp eşeğe briklebrit ‘ demiş. Eşeğin önünden arkasından altınlar dökülmeye başlamış. Oğlan bu hediyeye çok sevinmiş. Değirmenciden ayrılıp yola çıkmış ‘ Babama bu eşekle gidersem beni eve geri alır ‘ diye düşünüp evine gitmeye karar vermiş. Günler sonra bir handa dinlenmeye karar vermiş. Hana gelince eşeğini kendi ahıra götürüp ayrı bir yere koymuş. Hancıya oda için para vermeye kalkınca parası yetmeyince oğlan ahıra gitmiş. Hancıda oğlan peşinden gidip gizlice onu izlerken eşeğin önünden arkasından altınlar döküldüğünü görünce çok memnun olmuş ve planını yapmış. Hemen gidip eşeğe benzeyen başka eşek bulmuş. Herkes yatınca eşekleri değiştirmiş. Oğlan sabah hiçbir şey anlamayan oğlan eşeği alıp gitmiş. Evine gelince babası çok sevinmiş. Oğluna neler yaptığını sormuş. Oda ‘ Ben değirmenciye çırak oldum. Ayrılırken değirmenci bana özel eşek hediye etti. ‘ demiş.

 Terzi ‘oğlum bu eşek ne işe yarar ki sıradan eşeğe benzer ‘ diyince oğlan eşeğin yaptığını anlatmış babasına ‘ baba bütü akrabalarımızı davet edip onlara altın hediye edelim ‘ demiş. Terzide herkesi davet etmiş. Oğlan eşeği getirip örtüyü sarmış ama  altın dökülmüş eşek çok terbiyesizmiş her yeri batırmış.  Terzi bu duruma üzülmüş. Gelen aakraba eş dostundan özür dilemiş.

 Üçüncü oğlan bir tornacınn yanına çırak girmiş. Çalışmış uğraşmış didinmiş. Sonunda tornacının yanından ayrılma zamanı gelmiş. Bu sırda iki abisinden gelen mektupları okuyan oğlan abilerinin başına gelenleri duyunca çok üzülmüş. Tornacı işini iyi yapan çırağına yanından ayrılırken bir hediye vermek istemiş . Çırağına bir sopa hediye etmiş.

 Oğlan ‘ Ustam bu sopa sıradan bir sopaya benzer ne işime yarayacak bilmeme ama hediyen için sağ ol ‘ demiş.

 Tornacı ‘ Sen iyi bir çırak oldun sana bu sihirli sopayı veriyorum. ‘ dediğinde oğlan şaşırmış.

 Oğlan ‘Ustam bu sopa nasıl sihirli olur sıradan bir sopaya benziyor ‘ .

 Tornacı sopayı torbaya koyup oğlana vermiş ‘ bak şimdi biri sana kötülük etiği zaman ‘’ Sopam torbadan çık ‘ dersin hemen çıkar sana zarar verenleri bir güzel döver. Sen ‘‘ Sopam torbaya ‘’ diyene kadar bir güzel kolunu bacaklarını kırar. ‘ demiş.

 Oğlan ustasına teşekkür edip sopasını alıp yolla çıkmış. Bir süre babası onu ister mi? İstemez mi? diye düşünerek yolla çıkmış sonunda evine dönmeye karar vermiş. Yol onu abilerinin yolunun düştüğü hana götürmüş. Oğlan o hana geldiğini anlayınca aklına bir fikir gelmiş.

 Handa kendine bir oda tutup yemek yemeye inmiş. Yemeğini yerken oradakilerde sohbet ederken torbasını gözünün önüne koyup dünyadaki garip şeylerden bahsetmeye başlamış. Oğlan ‘ Bu dünyada çok acayip şeyler var mesela kendiliğinden sofralar yada altınlar saçan eşekler var ama hiçbiri benim elime geçen hazine kadar kıymetli olamaz ‘ diyip odasına gitmiş. Herkes yatıp el ayak çekilince hancı odaya girip torbayı almak için yanaşınca uyumayan oğlan ‘ Sopam çık torbadan ‘ demesiyle hancı bir güzel dayak yemiş. Oğlan ‘ Bana kurul masam kurulu ve altın saçan eşeği teslim edeceksin yoksa bu sopa seni dövmeye devam edecek’ demiş.

 Hancı daya dayanamayıp aman dileyip masa ve eşeği teslim etmiş. Oğlan onları da alıp evine gelmiş. Babası oğlunu gördüğüne çok sevinmiş. Ona da neler yaptığını sormuş.

 Oğlu ‘ Babacım ben tornacının yanında çıraklık yaptım. Tornacı olup evime geldim. Oda bana bu sopayı hediye ettim ‘ demiş.

 Terzi ‘ Oğlum tornacılık zor iştir çok sevindim. Tornacı sana neden bu sıradan sopayı neden verdi? ‘ demiş.

 Oğluda ‘ babacım bana biri zarar vermek isteyince ‘ Sopam torbadan çık dediğimde bu sopa onu bir güzel döver. Yolda gelirken bir hana uğradım orda abilerimin masa ve eşeğini çalan hancıdan eşek ve masasını da aldım. Hadi şimdi hısım akrabayı toplayıp onlara masayla güzel bir yemek yedirip eşekle ceplerini dolduralım ‘ demiş.

 Terzi endişelensede oğlunun istediğini yapıp hışmı akrabayı davet etmiş. Büyük oğlu masasıyla herkesin karnını tıka basa doyurmuş. İkinci oğlu herkesin cebini altınla doldurmuş. Terzi o günden sonra iğneyi ipliği bırakıp oğulları ile rahat mutlu bir hayat yaşarken keçiye ne olmuş dersiniz?

 Keçi can havliyle kaçıp bir tilkinin inine sığınmış İnine dönen tilki birde bakmış korkunç gözler ona bakıp parlamakta. Oda can havliyle kaçarken ayıyla karşılaşınca olanları anlatmış. Ayıda onunla inine gitmiş. İçeri girip alev gibi parlayan gözleri görünce o da korkup çıkmış iki kafadar konuşurken arı gelmiş. Neler olduğunu sorunca onlar da inde bir canavar olduğunu anlatmışlar . Arı ‘ Yazıklar olsun size bakın ben şimdi bu çelimsiz halimle nasıl bu işi hallediyorum diyip ine girmiş. Keçinin kazınmış kafasına konup sokmasıyla keçi deli gibi bağırarak kaçıp gitmiş.

 Jacop ve W. Grimm.

Değerlendirme: 1 / 5.

Yorum bırakın