KELOĞLAN SEYAHATTE 2

KELOĞLAN SEYAHATTE
Neye uğradığını anlayamayan Keloğlan bir de ne görsün!.. Geniş bir bahçe ve bu bahçenin ortasında büyük bir saray durmuyor mu?.. Sarayın bahçesinde güllerin arasında Dünya güzeli bir kız oturuyormuş, arkasında bir dudağı yerde, bir dudağı gökte iri ve koyu siyah renkte bir siyahi adam ayakta duruyormuş. Çiçeklerin arasında bir tavus kuşu dolaşmaktaymış. Şaşkınlıkla bunları seyre dalan Keloğlan birden arkasında gürleyen bir sesle aklı başından gitmiş. Dönüp bakınca, ne görsün?… Koca bir dev. Arkasında durmuyor mu!.. Dev korkunç bir sesle:
-Eyyyy, adem oğlu!… Söyle bakalım, şu gördüklerinden hangisi daha güzel?.. Keloğlan korkudan tir tir titremeğe başlamış. Ne cevap vereceğini şaşırmış ama, biraz sonra aklı başına gelmiş ve biraz düşündükten sonra:
Keloğlan: ‘ Gönül neyi severse güzel odur sultanım’ demiş. Dev, aldığı cevaptan memnun olmuş. Olmuş olmasına da Keloğlan’a tekrar sormuş;
Dev: ‘ Şu kız çok güzel, şu tavus kuşu çok hoş ama, şu zenci çok çirkin, çok kötü!.. Buna ne dersin ‘ demiş. Keloğlan artık ilk şaşkınlık ve korkudan kurtulmuş. Yine cevabı yapıştırmış:
Keloğlan: ‘ Gönül neyi severse, güzel odur sultanım’ diye tekrar aynı cevabı vermiş. Aldığı cevaptan çok hoşlanan dev, Keloğlan’a:
Dev: ‘Aferin, sen akıllı bir çocuğa benziyorsun ‘diye Keloğlan’a hemen yanındaki, ağaçtan kopardığı üç tane büyük narı vermiş ;
Dev: ‘Al bu narları. Dönüşte annenle birlikte yersin’ diyerek Keloğlan’ın yanından ayrılmış. Meğer Dev, her kuyuya inen adem oğluna bu soruları sorar fakat, bir türlü istediği akıllıca cevabı alamayınca çok kızar, hemen kellesini uçurur, sonra da etlerini yer, kafa tasını sarayın duvarlarına asarmış. Böylece kuyuya inenlerin çoğu, Dev’in bu sorularının karşısında ‘ Bağzısı kız güzel, bağzısı tavus kuşu ‘diye cevap verirlermiş. Bu cevaplardan memnun kalmadığı için kuyuya inen bir daha yukarı çıkamazmış.
Dev’in yanından ayrılan Keloğlan çıkış kapısının önünde çıkış yolu ararken birden yukardan, su almak için sarkıtılmış bir kovanın kendisine doğru geldiğini görünce, Keloğlan hemen bu kovadan tutarak yukarı çıkmış. Keloğlan’ı sapasağlam yukarı çıktığını gören arkadaşları, şaşkınlıktan ağızları bir karış açık, gözlerine inanamamışlar ve birbirlerine bakmışlar. Zira kervancılar bu kuyudan su almak istedikleri zaman her seferinde Dev’e bir insanı kurban vermeleri adetmiş. Yol arkadaşları onu böyle sapasağlam, güler yüzlü görünce tabii şaşkınlıktan kendilerini alamamışlar. Kafile başkanı merakını yenemeyerek Keloğlan’a:
-Şimdiye kadar bu kuyuya salladığımız adamlardan hiçbiri geri dönmemiştir. Sen nasıl oldu da bu kuyudan sağlam çıktın ?’ demiş…
Keloğlan güler yüzle :’Nasıl çıktıysam çıktım.. ‘ demiş… Yeniden kafile yola koyulmuş. Varacakları o uzak ülkeye varmış. Atlara malları yükleyerek memlekete dönmüşler. Keloğlan söz verilen altınların geri kalanını almış ve bir elinde altın torbası diğer elinde narlarının olduğu torba evine dönmüş. Annesi her zamanki gibi, el çamaşırı yıkıyormuş. Annesi de oğlu geldiği için sevinmiş. Hele altınları görünce rahat bir nefes alıp ‘ bu altınlarla bir süre rahat ederiz darlık çekmeyiz ‘ diye düşünmüş. Yemekler yenmiş. Sonra da Keloğlan, Dev’in verdiği narlardan birini çıkarıp yemek için ikiye bölmüş. Bir de ne görsün? Dev’in verdiği Nar tanelerinin her biri çok kıymetli birer mücevhermiş…
Keloğlan çok sevinmiş. Ona verilen hediyenin değerini anlamış ve gerektikçe o mücevherleri kullanmış… Keloğlan öyle zengin olmuş ki, artık ne kelliği kalmış , ne de çirkinliği. Annesinin çamaşırcılığı bırakmış. Mutlu bir ve mesut yaşamışlar.
Anonim