ALTIN KILIÇ

ALTIN KILIÇ MASALI

 Bir varmış bir yokmuş. Evvel zaman içinde kalbur saman içinde eşek koyun otlatırken bir ülkenin padişahı varmış.

 Bu padişahın üç karısı yirmi kızı varmış Ne yapsa bir erkek evladı olmayan padişah ne yapsın yine evlenmeye karar vermiş. Karısını kırk gün aramış. Ailesinde hep erkek çocuk olan bir ailenin tek kızını kendisine eş yapmış. Gel zaman git zaman kadın hamile kalmış Padişah bu işe çok sevinse de kız olursa diye çok endişeliymiş. Karısına gidip eğer  kızı olur ise onu cellatta vereceğini çocuğu da ülkeden süreceğini söylemiş.  

Kadın padişahın sözleriyle pek bir korkmuş ya kızım olursa ne yaparım diye kara kara düşünürken bir gün saraya bir bohçacı gelmiş. Bohçacı dertli sultanı görünce dayanamamış sormuş .Sultanda derdini söylemeyen derman bulamaz deyip anlatmış. Bohçacı sultanın durumuna çok üzülmüş derken aklına bir fikir gelmiş . Eğer kızın olursa onu erkek gibi giydirirsen kimse anlamaz demiş. Daha sonrada bir çaresine bakarsın. Yeni çocukların olur onlardan biri erkek olur demiş. Kadının verdiği aklı beğenen sultan kadından bir sürü erkek bebek kıyafeti almış. Beklemeye başlamış.

Kadın padişahın sözleriyle pek bir korkmuş ya kızım olursa ne yaparım diye kara kara düşünürken bir gün saraya bir bohçacı gelmiş. Bohçacı dertli sultanı görünce dayanamamış sormuş .Sultanda derdini söylemeyen derman bulamaz deyip anlatmış. Bohçacı sultanın durumuna çok üzülmüş derken aklına bir fikir gelmiş . Eğer kızın olursa onu erkek gibi giydirirsen kimse anlamaz demiş. Daha sonrada bir çaresine bakarsın. Yeni çocukların olur onlardan biri erkek olur demiş. Kadının verdiği aklı beğenen sultan kadından bir sürü erkek bebek kıyafeti almış. Beklemeye başlamış.

  Bu kızda çok ama çok akılıymış. Daha çocuk yaşta annesini ona anlattığı hikayeyi iyi dinleyip oradaki kızın kendisi padişahın da babası olduğunu bilirmiş. Annesinin her gece anlattığı hikayede ki kız kardeşlerine çok ama çok üzülürmüş. Padişahın sayısız kızı varmış ama onları saray bahçesinde yapılan bir evde yaşamak zorundalarmış. Padişah babaları kızlarını severmiş ama etrafında görmek istemediği için saray bahçesine yaptırdığı büyük evde yaşamalarını emretmiş. Tam yirmi bir kız bu evde Arap ağaları ,uşakları ve dadılarıyla yaşarlarmış.

  Gel gelelim ; Padişah ne kadar çabalasa da bir daha erkek çocuğu olmadığı için oğluna pek bir düşkünmüş. Ama eğitimi aksamasın diye annesini yanında kalmasına izin verirmiş. Ardan yıllar geçen iki kızı daha olan sultan korkuyla beklerken padişah haber yollamış. Oğluyla ava çıkacakmış.

Av dönüşü de önce oğlunu sünnet ettirecek sonra tellallar salıp ülkenin en güzel kızlarını saraya getirtip oğlunun beğendiği kızla önce nişanlayıp bir yıl sonrada kırk gün kırk gece süren bir düğünle evlendireceğini sultana haber vermiş.

 Sultanın korktuğu başına gelmiş .Ne yapsın çaresiz kalan kadın kızını yanına çağırtmış.

 Sultan: Benim güzel evladım gel yanıma otur sana anlatacaklarım var deyip. Babasının bir erkek evlat istediğini kız doğurursa onu cellatlara verip kızını da sürgüne yollayacağını anlatmış.

 Kız ise bunlara hiç şaşırmamış: Annecim bunları bilirim . Bilirim ki siz bana yıllardır hep aynı hikayeyi anlatırsınız. O hikayede ki kız benim o padişahta babamdır. Bildiğim içinde erkek gibi giyinir , erkek gibi ok atar , at biner , kılıç kuşanırım. Annecim siz dertlenmeyin. Madem babam ava çıkmak ister çıkarız. Dönerken bir bahane bulur atımla gezmeye çıkarım. Ben rüzgar gibi kaçar kaybolurum. Böylece sizi cellattan kurtarırım. Belki bir gün gene kavuşuruz deyip çıkmış.

  Kız ablalarını her hafta babasından gizli ziyaret eder hatırlarını sorarmış. Ablaları da tek erkek kardeşlerinin kendilerini ziyarete gelmesinden çok memnun olur ona çok güzel sofralar kurarlarmış. Tabii padişah babalarının bundan hiç haberi olmazmış. Sultan annesi ile konuştuktan sonra odasına çekilen kız gece gizlice ablalarını görmeye gitmiş. Onlarda evlerinin bahçesinde dadılarıyla dertleşirken bir gün bu evde esir olmaktan kurtulup kurtulamayacaklarını konuşurlarmış. Kız ne yapsın ablalarına durumu anlatamamış.’ Bir gün siz bu esaretten bende bu sürgünden kurtuluruz umarım deyip dönmüş odasına.

 O gece hazırlığını yapıp atının yanına gitmiş. Saatlerce onunla dertleşip durumu anlatmış. At dile gelip: Sultanım siz merak etmeyin . Ben sizi buralardan götürü uzak vadiler başka ülkelere ulaştırırım. Bensizi asla bırakmam demiş. Kız da babasından haber beklemeye başlamış.

 Günler geçmiş. Padişah oğlunu da alıp ava çıkmış. Oğluyla Çok maharetliymiş. Çok güzel at biniyor çok iyi ok atıyormuş. Avda sayısız hayvanı tek başına yakalamış. Günler günleri kovalayıp dönme vakti gelince kız babasıyla yemek yerken padişah: Oğlum . Sen benim tek erkek evladımsın. Çokta maharetlisin seninle gurur duyuyorum. Artık yaşın geldi avdan dönüyoruz. Dönünce önce sünnet olacaksın sonra beğendiğin bir kızla nişanlanacaksın bir yılla kalmadan da evleneceksin demiş.

 Kızda ne yapsın: Siz nasıl uygun görürseniz babacım ama gitmeden önce atımla gezmek isterim. Nede olsa günlerce ondan uzak kalacağım. Gezip dolaşamayacağım buda beni çok üzecek demiş.

 Oğlunun üzülesine dayanamayan padişah izin vermiş. Kız atıyla bir iki tur atmışlar.Derken birden rüzgar olup uçmuşlar daha padişah da adamları ne olduğunu anlayamadan dağları aşıp ülkeden çıkmışlar.

 Padişah oğlunu araya dursun .

 Ablaları olanları duyup ağlaya dursun. Annesi çaresiz yollara baka dursun.

 Kız atıyla az gitmiş uz gitmiş der tepe düz gitmiş. Bir de bakmış çok güzel bir vadi atıyla dura da kalmaya karar vermişler. Bir mağara ya girip yerleşmişler günler geçmiş. Ne gelen olmuş ne giden tam oh kurtuldum diyecekken bir de bakmışlar bir adam ve yanındaki iki adamına şakiler saldırmakta. Tam adamı da yanındaki adamalarını da şakiler öldürecekken kız yetişmiş oklarıyla şakileri şaşkına çevirmiş. Bu fırsattan yararlanan adamlar şakileri teker teker öldürmüş sonrada kızın yanına gelip teşekkür etmiş.

 Padişah: Ben bu ülkenin padişahıyım . Adamlarımla ülkeni gezmeye  çıkmıştım ki bu şakiler saldırdı . Bir sürü adamımı öldürdü nerdeyse beni de öldüreceklerdi sen yetiştin. Sağ ol. Sen kimsin buralarda ne ararsın delikanlı demiş.

 Oğlan (Kız) ne desin : Padişahım benim babam bir kervancıydı. Bu şakiler bize de saldırdı. Babamı ve adamlarını öldürdü. Bende canımı zor kurtarıp buraya sığındım. Size saldıran şakileri görünce size yardım ederken babamın intikamını alırım dedim.

 Padişah delikanlıyı çok beğenmiş. İçinden ‘Bu zamanda bu kadar cesur , terbiyeli bir damadı nerden bulacağım . Bu delikanlıyı yanıma alıyım bir iki sınarım baktım gözüm tutu kızlarımdan biri ile evlendiririm. Günü gelince benim yerime geçer padişah olur’ demiş. Sonrada   delikanlıya yanında gelmesini ona  yatacak bir yer bir de iş verebileceğini söylemiş.

  Kız ne yapsın’ gidecek yerim yok yemeğimde yakında biter. Bir iş , yatacak yer iyi olur. Baktım olmadı kendime yaşayacak başka bir yer bulmak için tekrar yollara düşerim diye düşünüp’ kabul etmiş.

 Padişah ve adamları önde kız atıyla arkada Az gitmişler uz gitmişler . Bir gün bir gece durmadan yol gitmişler. Saraya varmışlar.

  Saray ki ne saraymış. Görenin gözünü kamaştıran bu saray altından yapılmaymış. Dışardan bakanın gözünü alıyormuş. Kocaman dev kapıları varmış. O kapılar gacırdaya gıcırdaya açılmış. Padişah önde delikanlı arkada girmişler içeri. Bir de bakmış Her yer parıl parıl parlıyor. Bahçede dev bir havuz havuzda renk renk balıklar. Bahçenin her köşesinde altın bir çeşme varmış.  Padişah önde delikanlı arkada sarayın içinden geçerken bir de bakmış. Dışardaki havuzlardan içerde de var ama bu havuzlarda güze mi güzel kızlar yüzüyor. Etrafta onlarca oda var her odadan bir başka kadın sesi gelmekte. Sonunda padişahın odasına varmışlar derken içeri bir ağa ile vezir koşarak girmiş.

 Vezir : Padişahım olanları duydum . Size saldıran şakileri yakalayıp cezasını vereceğim.

 Padişah: Gereke yok vezir biz gerekeni yaptık : Biz gerekeni yaparken sen neredeydin. Neyse bunu sonra konuşuruz. Şimdi bu delikanlı benim misafirimdir. Ona gereken ilgi alaka gösterile bir dediği iki edilmeye. Siz şimdi çıkın demiş.  

 Ağa ve vezir çıkınca delikanlının yanına gelip: Burası benim evim artık senin de evin. Şimdi git dinlen. Ne istersen ağama söyle hemen yerine getirilecek .Ben de biraz dinleneyim demiş.

 Kız müsaade isteyip çıkınca ağasını çağırıp. Misafirime hizmette ve hürmete kusur etmeyin ama ne yaparsa bana da haber verin demiş. Başlamış beklemeye.

 Uşak önden oğlan(kız) arkadan bir odaya gelmişler. Bakmış kendi sarayındaki gibi şehzadelere layık bir oda uşağa teşekkür etmiş. Dinlenmiş sonrada yıkanıp temizlenmiş. Getirilen yeni kıyafetlerini giyip sarayda gezmeye çıkmış ama sıkılıp ahıra gitmiş atıyla ilgilenmiş.

 Her günü böyle  geçiyormuş. Uşaklar etrafında pervaneymiş. Her gün önünden  geçtikleri bir odayı uşaklara sorup cevabını aldıktan sonra atının yanına gidiyormuş. Bu odaların her birinde padişahın kızlar diğerinde cariyeleri diğerinde paşa kızları ,diğerinde hizmetli kızlar kalırmış. Her gün bu odalardan çeşit çeşit nameler yükselir şen kahkahalar atılırmış. Delikanlı bir kere bile gidip bakmamış. Sadece atıyla ilgilenir ok atarak vakit geçirirmiş. Gün gelmiş artık beklemekten sıkılmış. ’Padişah bana bir iş verse de artık beklemesem diye düşünürken padişah çağırtmış.’

 Padişah: Günlerdir buradasın umarım seni iyi misafir edebilmişimdir demiş.

 Oğlan(K): Padişahım sağ olun. Sarayınız da kalmaktan pek memnunum. Sizin gibi misafirperver bir padişahın misafiri olmak tan pek memnunum ancak artık bana bir iş verseniz de bende kendi paramı kazanıp kendime bir ev kursam demiş.

 Padişah delikanlının bu sözlerinden pek beğenmiş.

 Padişah: Günlerdir sarayımdasın ama etrafında yüzlerce kadın ,kız olmasına rağmen hiçbirine dönüp bakmadın. Senin gibi bileği kuvvetli ve namuslu delikanlıya ihtiyacım var .Şimdi senden bir şey isteyeceğim  Cesur olduğun kadar ahlaklı olduğunu da öğrendiğim delikanlı seni pek sevdim. Birde can borçlandım. Şu dağların ardında bir padişah vardır. Onun sarayında bir kılıç vardır. Onu bana getirirsen seni beğendiğin kızımla evlendiririm damadım olur bana ülkemi yönetmemde yardım edersin demiş.

 Oğlan da ne yapsın mecbur kabul etmiş. Hemen ahırın yolunu tutup atına olan biteni anlatmış. At ta o ülkenin padişahının devleri vardır. O kılıcı sarayın en üst katında ki en büyük odada  saklar. Devlerde kılıcı korurlar hangi erkek gelse hemen kokusunu alır öldürürler. O odanın kapısının önünde iki kedi bekler. O kedilere et verildiyse aslana dönüşürler. Eğer önlerine süt koysan kedi kalırlar sen de geçersin demiş.

  Oğlan önce saray mutfağına gitmiş. Mutfaktan süt alacakmış. Derken aşçı başı ile Arap ağanın konuşmasını duymuş.

 Aşçı başı: Ağam duydum ki padişahımız altın kılıcı istermiş.

 Arap ağa: Doğrudur. Sende bilirsin ki aşçı başım o kılıcı hak eden den başkası alamaz.

 Aşçı Başı: Öyledir. Umarım ..deyip lafın devamını getirecekken delikanlıyı görmüş.

 Aşçı Başı: Buyurun efendim ne istemiştiniz.

 Arap ağa : Aa buyurun. Siz neden buralara kadar zahmet ettiniz. Bir isteğiniz varsa uşaklara söyleseydiniz demiş.

 Oğlan(K) (Hiç bozuntuya vermeden): Ben bir şişe süt istedim atım süttü pek sever ona vereceğim deyip aşçı başının verdiği bir şişe süttü alıp gitmiş.

 O ahıra atının yanına gide dursun aşçı başı ve Arap ağa at süt içer mi diye şaşırmışlar.

 Kız(oğlan kılığında) atına atlamış düşmüş yola rüzgar olup varmışlar diğer ülkenin sarayına. Atı bir atlayışla  girmiş saray bahçesine girmiş. Bu sarayda altın dan yapılmaymış. Etrafta kimseciklerin olmadığını gören kız atını sevip okşamış sonrada güzel bir yere gizleyip  saray dan içeri girmiş. Gezmiş gezmiş. Her odaya bakmış . Bir türlü kılıcı bulamamış. Aklına atının  sarayın en yüksek yerinde ki en büyük oda dediği gelmiş. Hemen merdivenlerden çıkmaya başlamış. Merdivenler den çıkarken hem  koşuyor hem de  uşaklardan saklanıyormuş.

 Sonun da sarayın en üst katında kocaman kapıları olan bir odaya gelmiş. Bir köşeye saklanıp etrafı dinlemeye ve izlemeye başlamış. Kapıların arkasında horultular gelmekteymiş. Bu horultular yeri göğü inletmekteymiş. Bir de ne görsün iki kedi kapının önüne gelip durmuş önlerindeki kaplarda et varmış. Koşa koşa yanlarına gidip yanında getirdiği sütleri kaplara doldurup etleri saklamış. Sonra da sevimli kediler deyip ikisini de sevmiş. Hemen dört insan boyunda ki kapıya varmış. Bütün gücüyle kapıyı aralayıp bakmış ki iki dev uyumakta tam ortalarında da altın bir kılıç duruyor.

  Oda ya yavaş adımlarla girmiş. Girmiş girmesine de devlerin horultusundan yer  sarsılıyormuş. Ayağının altında ki yer sarsılırken güç te olsa yavaş yavaş iki devin arasına girip kılıcı almış . Yavaş yavaş sessizce dışarı çıkarken birden devlerin horultular değişmeye başlamış. Kız ne yapsın sessiz sessiz ama hızlı adımlarla çıktığı gibi koşmaya başlamış. O koşarken  iki dev uykudan uyanıp kılıcı göremeyince yeri göğü inleterek bağırmaya başlamış. İki dev hışımla  odadan çıkıp etraflarına bakmışlar . Bir de ne görsünler bir delikanlı elinde altın kılıç koşarak kaçıyor.

 Dev : Nasıl olur? Kılıcı bize görünmeden nasıl alır?

 Diğer dev: Kokusunu aldın mı?

 Dev: Almadım. Neyse koş yakalayalım. Bir tutuk mu tamam.

 Dev: Tutuğumuzda bir güzel pişirip yiyelim.

 Diğer dev: Bende çok acıkmıştım. Uzun zamandır da insan etinin tadına bakmamıştık.

 İkisi beraber koşmaya ve bağırmaya başlarlar: Dur kaçma .Hiç bir yere kaçamazsın. Bu sırada bir bakmışlar ki kediler aslana dönüşmemiş.

 Devler: Size neler oluyor neden .Aslan olup ta şu insanı yakalamadınız .

 Kediler bir taraftan sütlerini içerken: Niye tutalım. O bize süt verdi. Sizin gibi hep et hep et verip bize emir vermedi. Bizi sevdi.Gidin ,siz yakalayın biz sütümüzü içeceğiz demişler.

 Devler tekrar koşmaya koyulmuşlar.Bu sırada kız saray ahalisinin etrafta olmasına yeri göğü inleten devlerin sarayı yıkarak gelmesine aldırış etmeden koşarken bir de bakmış kapıda sarayın nöbetçileri. Ne yapsın kız çaresiz nasıl erkek kılığında dolaşmak zorunda ise bu saraydan da çıkmanın bir yolunu bulmak zorundayım diye düşünürken:’ nereye kaçsam derken’ bir kara kedi kapısı açık bir odaya girince oda peşinden dalmış.

  Birde ne görsün padişah oturmuş veziriyle konuşmakta. Delikanlıyı görünce vezir bağırıp çağırmaya başlamış;

 Vezir : Sen kimsin ? Ne istersin? Padişahın odasına nasıl girersin? Diye bağırırken delikanlı bir çıkış yolu aramaya başlamış.

 Vezir bir taraftan nöbetçiler diye bağıra dursun. Açık pencereyi görüp oraya yönelen delikanlının önüne geçen padişah;

 Padişah: Dur bakalım delikanlı. O elindeki bizim kılıcımızdır. Onu hak edenden başkası alamaz. Sen kimsin ki benim savaşarak kazandığım kılıcı çalarsın demiş.

 BU sırada nöbetçiler içeri hücum etmişler kapıda devler belirmişler. Hücum eden nöbetçileri altın kılıçla bertaraf eden kız padişahın önüne gelmiş. Selam verip;

 Oğlan(Kız): Padişahım. Kılıcın kimin olduğunu bilmeme . Bu kılıcı almamı diğer ülkenin padişahı istedi. Eğer bu kılıcı ona götürürsem beni kızımla evlendireceğine söyledi. Bende kabul etim. Nede olsa bana iyiliği dokunmuştu.

 Tam bu sırada, iki dev kapıları yıkarak odaya girip; delikanlıyı yakalamaya kalkmasınlar mı! Delikanlı hoplaya zıplaya iki devden kaçtığı gibi onları kafa kafaya çarpıştırıp yerle bir etmesin mi! Onlar yeri göğü birbirine katarak yere yıkılırken ne yapacağını bilemeyen vezir bir kenara çekilmiş. Padişah bu cesur delikanlıyı pek sevmiş. Bir anda aslan gibi kükreyip ;

 Padişah: Durun . Ben bu delikanlının cesaretini takdir ettim. Bu kılıcın sahibi olmanın tek yolu vardır. Benimle kılıcın ile mücadele edip yenersen bende bu kılıcı sana veririm ama kaybeder ise seni devlerime veririm demiş. Delikanlı padişahın teklifini kabul etmiş.

 Saray bahçesine çıkmışlar .  Etraflarını bütün saray halkı sarmış. Devler se ağızlarının suyu aka ak beklemeye başlamış. Delikanlı kaybetse de onu yesek diyorlarmış. Delikanlı altın kılıcı bir kenara koyup çekmiş kılıcını. Başlamışlar dövüşmeye padişah ta iyi bir silah ustasısın. Bir sağa bir sola kılıcı salarken delikanlı bir yolunu bulup padişahın kılıcını düşürmüş yere .Padişah pes etmiş. ‘Sen iyi bir kılıç ustasısın. Bundan böyle altın kılıç senindir.Dilersen benimle kal seni komutanım yapayım demiş.’

 Delikanlı teşekkür edip tutması gereken bir söz olduğunu söylemiş. O zaman padişah delikanlıya bir kese altın hediye edip. ‘Ülkemin kapıları her zaman sana açıktır. Beni yenen sensin. Padişaha git deki bu kılıç onun değil senindir. ’demiş.

Delikanlı teşekkür edip saraydan ayrılmış. Atına atlayıp düşmüş yola. Atıyla rüzgar gibi giderken bir taraftan da düşünmekteymiş. Ben hatamı etim. Ben kızım şimdi gidip padişahın  kızlarından biriyle nasıl evleneceğim. Ne yapmalı yoksa burada kalıp komutan mı olmalı derken. Birden zorlukla yürüyen yaşlı bir kadın görmüş . Atıyla yanına gitmiş.

 Delikanlı: Nine burada ne yaparsın ? Yükün ağır ise ver taşıyım demiş.

 Yaşlı kadın da: Oğlum ne yapayım Hasta kocama her derde deva otlar topladım ilaç yapmak için evime giderim. Bana yardım edersen çok memnun olurum demiş. Kız kadının çuvalını almış başlamışlar yürümeye.

  Az gitmişler uz gitmişler arkalarına bir de bakmışlar ki bir karış yol gitmişler. Derken karşılarına şakiler çıkmasın mı! Kadın korkmuş. Kız bakmış.

  Şakilerin başı ise delikanlının  atın eğer in de asılı altın kılıcı görmüş.

 Şaki: Hey delikanlı o altın kılıcı ve neyin varsa ver ki canını bağışlıyım demiş.

 Delikanlı( kız) da hiç oralı olmayıp etrafında ki beş şakiye bakmış; Bu kılıcı bileğimin hakkıyla kazandım. Eğer bileğine güveniyorsan gel de al demiş. Atı huysuzlanmaya başlamış.

 At: Şakiler hilebaz olur aman dikkat edesin demiş.

 Şaki duyduğu cevaptan çok memnun: ‘Tamam hepimiz yene bilirsen yen görelim demesin mi!’

 Delikanlı da kabul etmiş. Yaşlı kadına ağaç arkasında saklan deyip atının yanına gitmiş.

 Delikanlı (kız):  Güzel atım canım atım gel beraber şunlara oyun yapalım demiş. Ben üçünü alt ederken sende şunlara öyle bir vur ki bir daha kalkamasınlar demiş.

 Atı da dile gelip. Sen merak etme ben seni korurum demiş. Kılıcını çekip şakilere karşı durmuş. Derken şakiler üstüne hücum edince kız ikisini savurup şakilerin lideriyle karşı karşıya gelmiş. Savrulanlar atın önüne düşmüş at ise onları ayaklarının altında almış yerle bir etmiş. Böylece ikisini atının ayakları altında ezdirmiş. Şakilerin lideri çok kurnaz bir adammış. Kızı oyuna getirip kılıcını düşürmek için önce öne atılıp kaçacakmış kız bunu fark edip üstüne gelen adamın elini kılıcıyla kesi vermiş. Eli kopup kılıcıyla yere düşen şaki bağırmaya başlamış. Liderlerinin elinin koptuğunu iki arkadaşlarının atın altında ezilip öldüğünü gören iki şaki ise arkalarına bile bakmadan kaçmışlar.

 Onlar kaçarken kızda kadını alıp yola düşmüş. Kadın kıza yol boyu dua etmiş. Evladım sen olmasaydın bu şakiler beni öldürürdü. Rabbimde senin ne muradın varsa versin diye evine gelmişler.

 Kadının evi küçük bir köyde küçücük bir kulübeymiş. Kadın kıza : Evladım akşam oldu. Bu akşam bizim misafirimiz ol sabah gidersin demiş. Yol yorgunu olan delikanlı(kız) kabul etmiş. Delikanlı (kız)beraber ev girmişler. Delikanlı(Kız)  bir de ne görsün  iki  yaşlının bir sedir birde yataktan başka bir şeyleri yok. Yaşlı kadın hasta kocasına bakıp misafirleri olduğunu söyleyip mutfağa gitmiş. Bir güzel çorba yapıp  içine topladığı otlardan atmış. Yemekten sonra kocasına olanları anlatmış. O gece karı koca delikanlıya hep dua etmişler. Sabah delikanlı giderken kadına padişahtan aldığı bir kese altını vermiş. Kadında ona bir şişede şifalı su hediye etmiş.

 Yaşlı kadın: Evladım senin bir derdin var anlarım. Bak bu su şifalı otlarla kaynatılmış bir sudur. Dualarla bereketlendirilmiştir. Sen beni kurtardın. Kocamı kurtardın.Birde bizi bu yoksulluktan kurtardın. İnşallah senin derdine dermanda bu her derde deva su olsun demiş.

 Delikanlı da(Kız)şifalı su ve dualar için teşekkür edip atıyla yola düşmüş. Az gitmiş uz gitmiş. Dere tepe düz gitmiş. Pek yorulmuş susamışta bakmış suyu kalmamış . O zaman aklına kadının şifalı suyu  gelmiş. Derdime derman olur inşallah beni erkek yapar diyerek içi vermiş. Birde bakmış ki erkek olmuş. Daha durur mu atıyla hemen padişaha varmışlar. Diğer ülkenin padişahının sözlerini iletmiş. Padişahta bunu beklediği için çok sevinmiş;

 Padişah: Bende bunu isterdim. Sen cesur ,akılı ve dürüst bir delikanlısın senden iyi damat bulamam ya. Şimdi git kızlarımı gör istediğinle evlene bilirsin. Benim hiç erkek evladım olmadı. Bundan sonra sen benim oğlumsun . Benden sonrada ülkemi sen yöneteceksin demiş. Delikanlı buna çok sevinmiş.

  O gece atıyla sohbet etmiş.Ona en güzel yiyeceklerden ikram etmiş. Ahırda onunla uyumuş.

  Ertesi gün padişahın kızlarını görmeye gitmiş. Padişahın bir birinden güzel beş kızı varmış. Bu kızların içinde en beceriklisi, en iyi huylusunu çok beğenmiş. Hemen  gidip  padişaha haber vermiş .

 Padişah bu işe çok sevinmiş :Sizi en kısa sürede evlendireceğim demiş.

 O gece delikanlının odasına birkaç adam girmiş . Delikanlıyı uykusunda öldüreceklermiş. Gece geç saatte kadar ahırda atıyla kalan delikanlı birilerinin odasına gözlediğini görünce bir oyun hazırlamış. Yatağına yastığı kendi gibi yerleştirip kapının arkasında saklanmış. Odaya giren iki adam yatağı kılıçları ile delik deşik edip odadan çıkmışlar. Delikanlıda onları takip etmiş. Bir de bakmış ki iki adamda padişahın vezirinin köşküne giriyorlar. Beklemiş beklemiş. Bir de bakmış çıkanlar padişahla ilk karşılaştığında sonra altın kılıcı alıp gelirken ona saldıran şakiler. Her şeyin vezirin bir oyunu olduğunu anlamış . Şakileri takip edip yerlerini öğrenmiş. Hemen padişaha gidip durumu anlatmış. Padişah bunlara inanmasa da şüphelenmiş. Delikanlı gerçeği ortaya çıkarmak için bir plan yaptığını söyleyip başlamış anlatmaya.

 Sabah padişah vezirini çağırmış. Vezire delikanlının öldüğünü onun yerine vezirini damat yapacağını söylemiş. Akşamına vezir elinde iki kese altınla yola düşmüş. Padişah ve delikanlı da peşine takip etmişler delikanlının önceden gösterdiği şakilerin inine gelmiş vezir. Önde padişah arkada delikanlı ve padişahın adamları girmişler içeri bir kenarda konuşmaları dinlemişler.

 Vezir: Sonunda bu işi becere bildiniz. Size padişahı öldürün dedim yapamadınız. Altın kılıcı alın dedim yapamadınız. O oğlanı öldürün dedim sonunda bunu yapa bildiniz. Alın bu altınlarınız.

 Şakiler: Sağ olun vezir hazretleri. Ne zaman padişahı öldürüyoruz. Siz isteyin yarın dan tezi yok padişahı da eşek cennetine yollarız demişler. Ama bunun ücreti pahalıdır. Her birimize birer çuval altın vermen gerekir diye de eklemişler.

 Vezir: Önce padişaha damat olacağım . Sonra onu öldüreceksiniz.

 Padişah bunu duyunca durur mu. O da adamları da atlamışlar şakilerin üstüne. Bütün şakiler ölmüş. Vezir elleri kolları padişahın önüne atılmış.

 Vezir: Padişahım ben etim siz etmeyin demiş.

 Padişah bu durur mu.

 Padişah: Sen benim canıma kas ettin. Damadımın canına kast ettin. Bunun cezası belidir demiş. Vezir zindanın en kötü köşesine atılıp ölene kadar hapsedilmiş.

 Padişah delikanlıya  teşekkür etmiş.

 Padişah: Beni ikinci kez kurtardın. Ben de halkım da sana çok şey borçlandık. Sen çok iyi , akılı ve cesur bir padişah olacağını bana ve halkıma ispatladın demiş.

 Delikanlıda padişaha bir başka ülkenin şehzadesi olduğunu ama burada kalıp onun ülkesini yöneteceğini söylemiş.

 Padişah bu duyduğuna çok sevinmiş. Düğününe şehzadenin babasını ve annesini davet etmiş.

 Delikanlının babası padişah annesi sultan evlatlarının yaşadığını duyunca çok sevinip düşmüşler yola. Oğlunun gönderdiği mektup ta kız kardeşlerini de beklediği yazıyormuş. Padişah oğlunun isteği olduğu için istemeye istemeye onları da yanına almış.

 Delikanlı ablalarını hiç unutmamış. Onlar için bir çare arar dertlenirmiş. Padişah delikanlının bir derdi olduğunu anlayıp yanına çağırtırmış. Delikanlıda yirmi bir tane ablası olduğunu ve de bir kız kardeşi olduğunu ama onların yapa yalnız sarayda yaşamak zorunda kalacaklar diye çok üzüldüğünü anlatmış.

 Padişah duyduklarına çok üzülse de çok da sevinmiş. Delikanlıya bir teklifte bulunmuş. Altın kılıcı aldığı ülkenin padişahının yirmi bir oğlu olduğunu padişaha onun durumu anlatıp sultanları oğullarına eş almasını teklif edeceğini o kabul ederse padişah babasını bizzat kendinin ikna edeceğini anlatmış.

 Delikanlı: Sizi anladım padişahım. Bu evliliklerle hem sizin hem benim geleceğim güvende olacak. Komşu ülkemizle aramız bozulmayacak. Üstelik ablalarımda mutlu olacak. Neden olmasın. Bunu benim babama söylemem olmaz. Ben babama ablalarımı da getirmesini söylemiştim. O zaman bizim düğünümüz den sonra babam kabul ederse ,onların düğünlerini de yapalım demiş.

 Padişah delikanlının sözlerine çok sevinip padişaha bir ulak yollayıp buluşmak istemiş. O buluşmada olanları altın kılıcın yeni sahibinin damadı ve oğlu olduğunu düğünlerine onu da beklediğini. Bu delikanlının uzak bir ülkenin şehzadesi olduğunu ve yirmi bir ablası olduğunu . Uzak bir ülke ile akrabalık kurup aynı zamanda delikanlı ile akraba olup olmak isteyip istemeyeceğini sormuş.

 Komşu ülke padişahı bu işe çok sevinip. Hemen kabul etmiş. Oğullarına düğün hazırlıklarına başlamalarını söyleyip .Hemen hazırlıklara koyulmuş.

 Derken masal bu ya günler geçmiş. Delikanlının padişah babası ,sultan annesi, ablaları ve kız kardeşi gelmişler. Sultan   kızını  gerçek ten erkek olduğunu  görünce sevinmiş. İki padişah  Tanışmış. Şehzade babasının elini öpmüş. Annesine sarılmış. Ablalarıyla hasret gidermiş. Kız kardeşini sevmiş. Derken akşam yemeğinden sonra iki padişah bir araya gelmiş. Padişah, şehzadenin padişah  babasına oğlunun yaptıklarını anlatıp onu damadı yapacağını artık onunda evladı olduğunu anlatmış.

 Padişah oğluyla çok gurur duymuş.

 Padişah bir de bu evlilik fikrinden bahsetmiş. Ama padişah baba bunu kabul etmemiş. Bu duruma padişahın canı çok sıkılmış. O gece şehzadeyi çağırıp durumu anlatmış. Bu sefer şehzade küçük bir oyun hazırlamış. Padişah ta ona yardım etmiş.

 Düğün günü gelip çatmış komşu ülke padişahı yirmi bir oğlu ile katırlar dolusu hediyelerle gelmiş. Padişah dünürü padişahı ve komşusu padişahı yanı başına alıp misafir etmiş. Şehzade yanında eşi ile gelmiş. Önce padişahın sonra babası padişahın sonrada koşu padişahın elini saygıyla ellerini öpmüş. Tam düğün başlayacakken evlenmek için bir şart koşmuş. Yirmi bir ablası yirmi bir şehzade ile evlenmese o da asla evlenmeyecekmiş.Babası padişah bakmış oğlu kararlı ne yapsın kabul etmiş. Komşu padişah hemen kızlara talip olup katırlarca hediye sunmuş. Hemen gelinler gelmiş önce onlar evlenmiş sonra şehzade. Derken padişah babadan bir söz alınmış. Aynı oğlu gibi bir delikanlı gelirse kızı ile onu evlendirecek ülkesine varis yapacak ve de ülkesinin halkının geleceğini kurtaracakmış.

Ülke de dillere destan şenlikler yapılmış. Düğünleri kırk gün kırk gece sürmüş. Kır ülkede anlatılmış.

 İşte böylece masal olmuş.

 Kız imiş oğlan olmuş. Yürekli imiş  şehzade olmuş. Üç ülke kardeş olmuş.

 Ee siz ne dersiniz bu işe!

  Gökten üç elma düşmüş biri kızın başına diğeri sizin başınıza biride benim.

              Bu masalda burada bitmiş.     Bu bir masal imiş. Unutmayan unutana hatırlatsın.

MAVİ İLKAY MASAL

Değerlendirme: 1 / 5.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s