ON KESE

On Kese

                                    ON KESE

  Uzun zaman önce bir adam yapa yalnız memleket memleket dolaşırken bir boş tarlanın yanı başında devrilmiş bir ağacın üstüne oturmuş dinlenirken etrafını izlemeye başlamış. Bulunduğu yem yeşil bir araziymiş. Uçsuz bucaksız tarlaların olduğu . Her yerde boy boy ağaçlarla bezendiği.  Hafifi hafif kulağına akan bir derenin sesinin geldiği bu yerde ne kuşlar ötüyormuş nede tek bir insan görünüyormuş. Adam ‘ Bu uçsuz bucaksız güzelliğin bir sahibi yok mu ? Olmalı ‘ diye düşünürken birden uzaklardan birkaç atlı görünmüş.

 Adam atlıların hızla gelmesinden ürküp’ Bunlar buraların sahibi olmalı beni burada görünce öldürecekler . Nereye kaçsam? Kaçacak yer yok ‘ diye düşünürken. Atlılar yanı başına gelmişler bile.  Yedi atlı açılınca ortalarında bir kadın belirmiş atının üstünde bir erkekten daha güçlü duran kadın yüzünü sıkı sıkı örtüğü için tanınmasının imkanı yokmuş. Ama bakışları keskin gözleri çok güzel olan kadının kıyafetleri saf ipeklerin bezediği atlastanmış. ‘ Kadın adamı süzmüş. Bakmış. Üstünde bembeyaz kıyafeti tertemiz yüzlü kısa boylu ayakkabısı yırtık elbisesi eski ama temiz bir adam.

 Kadın: ‘ Yabancı buralarda ne arıyorsun? ‘ demiş.

 Adam: ‘ Kadına bakmamaya çalışarak : ‘ Ben memleket memleket gezen bir garibanım burada biraz dinleniyorum. Sonrada şehre doğru yoluma devam edeceğim’ demiş.

 Kadın: ‘ Nede memleket memleket geziyorsun? İşin gücün ; Ailen , çoluğun çocuğun yok mu ? ‘ demiş.

 Adam bu sefer utana sıkıla : ‘ Yok ben gariban kimsesiz bir adamım benim memleketimde kimse bana iş vermedi. Bende memleket memleket gezip iş ararım ‘ demiş.

 Kadının sesi sertleşerek: ‘ Neden iş vermesinler sen iş beğenmemişsindir. Senin elinden gelen bir iş yok mu? ‘ demiş.

 Adam  daha da küçülerek : ‘ Elimden gelen bir iş yok. Bu güne kadar bana iş verenler beni en fazla üç gün çalıştırdılar sonrada kapıyı gösterdiler ‘ demiş.

 Kadın daha da kızgın hatta yüksek sesle: ‘ O ne demek? Bir şey mi çaldın yoksa? Yoksa çok sakarsın da adamları zarara soktun da seni işten çıkardılar. Ne yaptın anlat bakalım ?’ demiş.

 Adam tekrar ağaca oturarak tane tane anlatmaya başlamış: ‘ Bundan önce ki çalıştım yer bir handı. Hancı beni önce bulaşıkçı aldı. Ben sabahtan akşama kadar bulaşık yıkardım. Akşamları her yeri temizler hancının bana gösterdiği killerin bir köşesinde yatardım. Çalıştığımın üçüncü günü akşamı işim erken bitti erkenden yerime gidip yatım . Hancı beni fark etmemiş. Yanındaki adamıyla beraber kilerdeki mallara taç kum doldurdu. Uzun zaman önceden kalma bayat şeyleri tekrar yeni gibi yapmaya çalıştı. Bende bunu görünce bana susmamı söyledi. Bende yapamayacağımı herkesin sağlığıyla oynadığımı söyleyince gece vakti beni dışarı attı. Susmam içinde dövdü.’ Demiş.

 Kadının sesi biraz yumuşamış: ‘ Ondan önce ki işinde ne yaptın’ diye sormuş.

 Adam bakışlarını toprakta gezdirip eliyle yerde şekiller çizerken : ‘ Ondan önce bir bakkalın yanında hamallık yapıyordum. Her gün dükkana mal getiriyor müşterilerin aldıklarını evlerine taşıyordum. Geceleri de dükkan da yatıp dükkanın bekçiliğini yapıyordum. Dükkan da çalıştığımın ikinci günü bakkalın terazinin ayarıyla oynadığını gördüm. Terazi yarım kilo malı yedi yüz gram gösteriyordu. Bakkal bunu gördüğümü gördü ve beni susmam için uyardı. ‘‘Susarsam o zaman hiç işsiz kalmazmışım. Taşıdığım yükte az olurmuş. Bana bahşişte verirmiş. ‘’ Bende susmadım. Beni dövüp kapıya attı ‘ demiş.

 Kadın atından inmeden yumuşayan sesiyle: ‘ Sen iş mi arıyorsun ‘ demiş.

 Adam da ‘Evet ‘diyince yanındakiler : ‘ Biriniz bu adamı atına alsın bizimle geliyor demiş ve adamı tam bir ay boyunca atların ahırında yatırmış. Orda atlara bakmayı öğrenen adam orada yemiş, içmiş ;uyumuş. Karnı doyan uyuyacak yeri olan adam bir kere bile para istememiş. Bir ay sonunda kadın adama beş altın vermiş. Adam bu altınları ne yapacağını bilememiş. Kadın adamı ahırdan alıp bir dükkana vermiş. Adam dükkanda hamallık yapıp gecede orada yatıp  bekçilik yapmış. Bir ayın sonunda kadın adama on altın vermiş.  Kadın adamı oradan da alıp bir hana vermiş adam handa bulaşıkçılık yapmış. Gece gündüz çalışmış ve hiç şikayet etmemiş. Ama bir ayın sonunda para almamış. Neden para vermiyorsunuz dememiş. Kadın onu oradan da alıp bir kaleye koymuş. Kalede gece bekçiliği yapan adamdan herkes memnunmuş. Orda tam altı ay çalışmış. Derken kadın adama gen para vermemiş. Onu bu sefer bir saraya almış. Orada yaşayan kadınların korumasını vermiş. Adam bir gün bile kadınların yüzüne bakmamış ve onları canı pahasına korumuş. Bura da da altı ay çalışmış. Kadın gene para vermemiş sadece beline taksın diye gümüş bir kılıç ve gümüş bir hançer hediye etmiş. Adamı bu seferde sarayın hazinelerine bekçi yapmış. Adam altınların bulunduğu hazine odasının  önünde yatar kalkar olmuş. Gece gündüz uykuları kaçmış. Tek altın çalınacak diye gözünü bile kırpmaz olmuş. Aylarca hazine odasının korumalığını yapmış ve  kendine verilen görevden bir kere bile şikayet etmemiş.

 Günler günler geçmiş bir gün birkaç adam kadına gelip’ Hazine odasının önüne diktiğiniz adam çok tembel odanın kapısından ayrılmıyor. Ne etrafı izliyor nede içeriyi kontrol ediyor. Hatta orada uyuyor. Saray askerlerine bile güvenip bırakıp gitmiyor. Bu adam hazineyi çalıp gitmesin. Gece gündüz orada kimseyi yaklaştırmıyor. Neler olduğunu bilmiyoruz ve bu adama güvenmiyoruz ‘ demişler. Kadında ‘ben gerekeni yaparım ‘ demiş. Kadın o gece adamı sarayın bahçesine çağırtmış. Adamın kapıdan ayrıldığını gören şikayet eden saray çalışanları hazine odasına girmişler saklı gizli hazine odasından bir sürü altın para toplamışlar. Çuvalara doldurup kapıya çıktıklarında bir de bakmışlar ki adam ve kadın onları bekliyor . Askerler adamları yakalayıp zindana atmışlar. Kadın adama hazine odasının kapısını gene sen bekleyeceğini söylemiş. Kadına o zaman a kadar itiraz etmeyen adam ‘ ben ahırda çalışıyım. Ben mutfakta çalışıyım. Ben hamallık yapıyım ama bu kapıyı beklemeyim . Bu çok zor uyuyamıyorum , yemek yiyemiyorum. ‘ demiş. Adam kadına söylediği bu sözler yüzünden kovulacağını düşünüyormuş. Ama ,

 Kadın: ‘ Benimle gel . ‘ demiş ve adamı ilk  karşılaştıkları yere götürmüş . adam kadının onu orada bırakacağını düşünürken Kadın Adama tam on kese vermiş .

 Kadın: ‘ Bu keseler senin hakkın olan . Bu arkandaki tarlada senin istediğin gibi ek biç. Ancak benim ne zaman ihtiyacım olursa yardımıma geleceksin ‘ demiş.

 Adam çok şaşırmış ve kadına :’ Bana neden yardım ettiniz. Neden bana bunları  veriyorsunuz ‘ demiş.

 Kadın: ‘ Ben sen geleceğini biliyordum. Bu tarla ilk günden beri senindi. Ben sana güvenmek istedim. Her gün burada beklediğim adamın çok güvenilir olduğunu gördüm. Sen hakkın olanı aldın. Bunlar senindir. Bu tarlayı değil diğerlerini de sana veriyorum. En kısa sürede evini yap düzenini kur yaz  ortasında senin için seçilip yetiştirilen eşinle evleneceksin ‘ demiş ve gitmiş . Adam yan yana ucu bucağı görünmeyen dereyi içine alan dokuz tarlaya bakmış. Sonra da  keseleri açmış bakmış. On kesede  dokuzunda birbirinden farklı tohumlar varmış . Sonuncu kesede ise altınla doluymuş . Son kesede birde kağıt varmış. Bu kağıt aslında ‘ tarlalar sultanın ve ülkenin koruyucusunun mülküdür ‘yazan bir tapuymuş.

 Kadın o ülkenin sultanıymış ve adam o ülkeye gelmeden bir hafta önce rüyasında adamı görmüş. Adamın onun ve ülkesinin en iyi ve sağdık dostu olacağını görmüş. Adam   o tarlaları  ekmiş. O tohumlar  kısa sürede yeşermişler. Adam gece gündüz demeden çalışmış ekip biçmiş. İlk bahar gelmiş geçmiş yaz ortasında adam düğün hazırlıklarını tamamladığı sırada saraydan gelen ulak sultanın çağırdığını söylemiş. Adam Sultanın yanına gitmiş. Sultan onu sarayda yetiştirilen en güzel huylu en iyi kalpli kızla evlendirmiş. Onlara üç gün düğün yapmış. Adamda şehirdeki bütün fakirleri o güç gün boyunca doyurmuş. 

 Sultan ne zaman yardımına ihtiyaç duysa onu yanında bulmuş. Kapısına gelip iş isteyen kimseyi geri çevirmemiş. Namusuyla çalışan hiç kimseyi de kovmamış. Ona verilen toprakların güzelliğine güzellik bereketine bereket katmak için gece gündüz çalışmış. Artık bu  diyarda gece gündüz kuşlar öter insanlar neşe içinde koşuşurmuş. Adam karısıyla bir ömür boyu mutlu yaşamış ve o ülkeye dost tam üç erkek evlat yetiştirmiş. Onlarda sultanın evlatlarına dost olmuşlar.

 Mavi İlkay Masal.

Değerlendirme: 1 / 5.

2 yorum

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s