cEVİZ AĞACI MASALLI türk masallı

                      CEVİZ AĞACI MASALI
            

                 Bir varmış bir yokmuş.

 Evvel zaman için de kalbur saman içinde babam altın beşikte annem gümüş kaşıkta bende uçaktayken memleketin birinin çok iyi kalpli halkı varmış.

   Bir gün kan ter içinde bir atlı saraya gelmiş. Hemen padişahın huzuruna çıkarılmış.

  Sınır bekçisi olan adam devlerin konuşmasını duyduğunu onların kış geldiği için aç kalmamak için ava çıkacaklarını ama insan etini tadını pek bir özledikleri için komşu ülkeye girip oradan çuvallarca insan toplama kararı aldığını duymuş.

 Padişah bunu duyunca pek bir endişelenmiş. ‘ Devler ülkeme gelirlerse bütün halkımı yemek için alırlar ben halkımı nasıl koruyacağım ‘diye kara kara düşünmeye başlamış. O gün ve gece vezirlerini toplayan padişah bir çok şey düşünmüş ama sonunda devlerin halkına zarar verebileceğini anlayıp vaz geçmiş.

  O gecenin sabahında padişah dertli dertli otururken bir bilge sarayın kapısını çalıp’ uykusuz padişaha derman olmaya geldim ‘demiş. Bunun sözleri üzerine hemen saraya alınıp padişahın huzuruna çıkarılmış.

  Bilge: ‘ Padişahın bilirim ki komşu ülkenin devleri bizleri yemek ister . Benim size tavsiyem halkınızdan yiğit gençleri onların üstüne gönderip o devlerin halkından gelmenizdir.’

 Padişah:’ Bilge adam senin söylediklerini bizde düşündük , ancak bunu yapabilecek yiğitler ülkemizde yoktur. Unutmayalım ki göndereceğimiz yiğitler devlerle baş edemez. Onlar dev biz ise insanız. Ne yapabiliriz ki?’ demiş.

 O zamana bilge padişaha nasıl yapabileceğini anlatmış. Padişahın da aklına yatmış ve hemen ulaklar yollanmış. Bu memleketin tam yedi şehri varmış . Yedi şehirden bilgenin adını verdiği yedi yiğide ulaklar yollanmış.

  Şehirlerde de halka durumu anlatan ulaklar davullar eşliğinde sokaklarda gezip ‘ Padişahımızın emridir. Komşu ülkede yaşayan devler bizim ülkemizdeki insanlarımıza göz dikmişlerdir. Onlara karşı savaşmak üzere yedi yiğit seçilmiştir. Önce padişahımızın huzuruna çıkacaklardır sonra devler ülkesine doğru yola çıkıp halkımızı onlara karşı koruyacaklardır.’

   Bunu duyan halk çok ama çok korkmuş. Padişah yiğitleri toplayıp, devlerin üstüne gönderdiğine göre bir bildiği var demişler. O yiğitlerin kimler olduğunu merak etmeye başlamışlar.

 Ulakların getirdiği padişah fermanını alan genç yiğitler hiç düşünmemişler düşmüşler yollara. Şehir halkı bekleye dururken onlarda aileleriyle vedalaşmışlar. Kimisinin eşi varmış. Kimisini nişanlısı.

  Onlar ulakla yola çıkarken şehirlerin halkıda dayanamamış. Yiğitlerin anaları önde onlar arkada düşmüşler yolla.

  Padişahın huzuruna çıkan yedi genç yiğide padişah yedi demir elbise ,yedi demirden ayakkabı ,yedi kılıç ,yedide yaya ve bir sürü ok ile memleketin en kuvvetli yedi atını hediye edip onları birbirlerine emanet edip yolcu etmişler.

 Onlar yola çıkarken saray kapısında bekleyen yedi şehrin halkı yedi şehirden getirilen yedi koçu kesip hayır duası etmişler. Tanrıdan evlatlarının sağ salim dönmesini dilemişler.

 Halk: ‘Tanrım, uluların ulusu tek güç ve kudret sahibi bu yiğitlerimizi bize düşman olanlarla mücadeleye yoluyoruz. Onların canı sana emanettir. Sen onları sağ ve salim ailelerine kavuştur . Düşmanlarımızı yenecek gücü onlara ver’. Dedikte sonra hep bir ağızdan ‘Amin’.demişler.

 Bilge genç yiğitlerle beraber yola çıkmış. Memleketlerinin sınırına kadar gelince bir çeşme başında çok büyük bir ağacın altına oturup topladıkları meyveleri yiğip dinlenirken bilgenin öğütlerini dinlemeye başlamışlar.

 Bilge : ‘yiğitlerim, bilirim her biriniz birbirinden daha cengaversiniz ama cengaver olmak devleri yenmeye yetmez. O ülkede yedi tane dev yaşar siz o devleri teker teker yenmelisiniz. Bu devler haftada bir gün bir araya gelip hem banyo yapar ve avlanırlar. İşte bunlara orda bir oyun edip yedisini birden yenebilirseniz o zaman hem siz hem de memleketimiz kurtulmuş olur. ‘

 Yedi yiğitte anladık deseler de bilge anlatmaktan vazgeçmemiş.

 Bilge: ‘Bu yedi devin yedi sininde ayrı ayrı zafı vardır. Birinin gözü görmez. Diğerinin kulağı duymaz. Diğerinin sürekli uykusu vardır. Birinin ayağında nasır vardır. Birinin tek parmağı eksiktir. Biri çok aptaldır. Biri çok horlar. Ama hepsi kendini en akılı olduğunu  zanneder.’

 Yiğitler yemek yerken bilge onları izler . Bakar bu yiğitlerden biri çok ama çok kuvvetlidir. Biri çok uzun. Biri çok hızlı. Biri çok iyi okçu diğeri çok iyi mızrak atar diğeri çok iyi saklanır. Diğeri çok becerikli. İp yapar tuzak kürar av avlar. Hepsinin ortak noktası da çok iyi kılıç kullanıp at binmeleridir. Av avlayan ise en akılılar olduğunu görmüş.

 Bilge: ‘ siz siz olun şunu unutmayın bular hiç anlaşamazlar. Siz onlar gibi olmayın. Birlik olun . Aranızdan en aklınızı kendinize baş seçin beraber mücadele edin. Birde yolunuz uzun yolda önünüze çıkan fırsatları kaçırmayın’ deyip veda edip geri dönerken yedi yiğit de bilgenin elini öpüp yolcu etmişler..

  Yedi genç yiğit kısa sürede atlarına binip düşerler yola. Yola çıkarken birbirlerine ‘bilgenin sözlerini asla unutmayacaklarına ve beraber hareket edeceklerine ‘dair birbirlerine söz verirler.

   Yedi yiğit yedi gece yedi gündüz at üstünde gidip yedi göl geçince yedinci gölün yanında kamp kurarlar . Birde bakarlar saçları ak ,kıyafeti ak pak yüzü nurlu eli bastonlu bir dede bir ceviz ağacına yaslanmış önüne serdiği çıkınından çıkan azığını yemeye hazırlanıyor.

  Yedi yiğit de aç ama yiyecekleri yok. Ama yaşlı dedenin azıcık azığına ortak olmayı doğru bulmadıkları için gölden su içip yiyecek bir şey aramaya karar verirler. Dede yedi yiğidin kana kana su içtiğini görünce ,

 Dede: Yiğitler uzak yoldan gelir gibisiniz . Buyurun azığıma ortak olun.

  Dedenin bu sözleri çok sevindirip mutlu etse de hepsi birden: ‘Dede sağ olasın. Sanan afiyet olsun. Uzun yoldan geliriz. Yolumuza çıkan ağaçlardan meyve toplar yeriz. Şimdi yiyecek bir şeyler bulur karnımızı doyururuz. Sana afiyetler olsun ‘ demişler.

 Dede bu sözlere pek memnun olur. Yüzü ay gibi parlarken : ‘ Gelin oturun hepimize yetecek yemek vardır ‘ demiş.

 Dedenin bu sözlerine şaşırır ve yanına giderler. Dedenin sofrasına bakarlar ki çeşit çeşit meyvelerle sebzelerle bezeli. Gözlerine inanamaz dedenin yanına oturmuşlar.

 Dede gençlere sofrasından ikram etikçe yiğitler karnını doyururlar öyle ki doyasıya yemelerine rağmen sofradan hiçbir şey eksilmez. Yiğitlerde bu duruma çok şaşırmışlar . Aralarından yaşça en küçükleri dayanamaz: ‘Dedem meyvelerin ,sebzelerin  çok güzeldi. Sağ olasın karnımızı doyur dun. Ne var ki bakarım da bu sofradan hiçbir şey eksilmemiş. Bunun hikmeti nedir?’

 Dede yüzüne bir tebessüm kondurarak : ‘ Yiğitlerim bu sofradan Allah ın bereketi hiç eksik olmaz. Bu sofraya kim buyur edilse aç kalkmaz. Allah ın bu kuluna bir lütfudur. Bende bu çıkınımı alır gezer dururum. Yola da rastladığım yolcu aç kardeşlerimin karnını doyurur mutlu olurum.’demiş.

 Bunu duyan yiğitler pek menün olmuş. Dede ye teşekkür etmişler.’ Dedem senden Allah razı olsun. Sofranın bereketini artırsın.’demişler.

 Dede: ‘yiğitler nerden gelir nereye gidersiniz. Bu ülke devler ülkesidir. Kervanlar bile gizli gizli gelir geçerler. Devler gördüğü kervanı yağmalayıp. Kervan ahalisini tutup dev kazanlarda pişirip yerler. Buradan geçmek pek iyi bir fikir değil ‘ demiş.

 Yiğitlerin en büyüğü ‘ Biliriz dedem . Bizler komşu memleketin halkındanız. Devleri bulup yok etmeye gidiyoruz. Çünkü devler insan eti bulamadıkları için bizim memleketimizin insanın canına göz dikmiş. Bizde onları durdurup halkımızı korumak için geldik’ demiş.

 Dede bunu duyunca ; ‘ Bakın yiğitler bu ceviz ağacının bütün cevizlerini toplayın. Sonrada ceviz ağacına teşekkür edin. Bu cevizleri iyi saklayın. Onlar size yolda yemek olacak çünkü bu gölden sonrasında tek bir ağaç bile yoktur. Yiyecek bulamazsınız.Bu cevizin kabuklarını da atmayın çok iyi yanan sönmeyen bir ateşi vardır. Size devleri alt etmenizde yardım eder. ‘ demiş.

 Yiğitler bunu duyunca çok sevinir ağaçtan cevizleri toplayıp denklerine koyarlar. Cevizlerde o kadar büyük o kadar sertledir ki . Biriyle karınlarını doyurabileceklerdir. İşleri bitince ceviz ağacına teşekkür ederler. Atlarına binip dedeye teşekkür ederlerken,

 Dede: ‘ Yiğitler tam yedi dağ geçip bir denizin kenarına geleceksiniz orada bir kayalık vardır. Onun arkasında saklanın .Devler eninde sonunda o deniz kenarına gelirler. Onlar uyurken ne yapacaksanız yapın . ‘ der ve hepsine el sağlayıp arkalarından dua etmiş.

 Yiğitler yola çıkarken, bu insanların gelmeye bile korktuğu yerde onlara yardım eden dedeye teşekkür etmek için arkalarına baktıklarında dede çoktan ortadan kaybolmuştur. O zaman onun Hızır olduğunu anlamışlar.

  Yedi yiğit yedi yüksek dağı aşmak için yola çıktıklarında tek bir ağacın bile kalamadığı bütün hayvanların yalnızca kemiklerini kaldığı sonsuz bir çöle düşerler .

  Az giderler uz gider çölü aşarken karınları acıkır gece bastırır bir mağaraya sığınıp saklanırken her yer uğuldamakta uğultuya yer sarsıntıları eşlik etmektedir. Yiğitler neler olduğunu anlamadıkları için endişe içinde mağarada ateş yakıp ısınırken açlıklarını nasıl dindireceklerini düşünürken en akılılarının aklına dede gelir ve onun cevizlerini hatırlar her biri çıkınından bir ceviz alıp yemek için onu buldukları bir taşla kırmak isterken bir de bakarlar ki cevizi kırmanın hiçbir yolu yok. Açlık ve çaresizlikle ne yapacaklarını düşünürken;  Cevizlerden birinden birin den ses gelir hepsi gaipten gelen sesle korkuya kapılsa da en küçükleri sesin cevizden geldiğini anlar.

 Ceviz:’ İnsanoğlu insanoğlu açlığınızı giderebilmek için benim meyvelerimi topladınız. Gerçekten aç kalıp çaresizliğe düşünce meyvelerimi yemek istediniz. Siz benim meyvelerimi alıp bana teşekkür etiniz. Bende sizi aç bırakmayacağım’ demiş.                 

     Yiğitlerin ellerindeki cevizler teker teker açılır ve içlerinden bir insanın karnını rahat rahat doyuracak kadar büyük bir ceviz çıkar. Yiğitler ceviz ağacına ‘teşekkür edip. Allaha şükredip ‘yemeklerini yerler. Ceviz den bir ısırık alınca tadına inanamazlar. Cevizin tadı inanılmazdır. O güne kadar yedikleri yemişlerin hiçbirine benzemeyen çok güzel bir tadı vardır. Öylesine lezzetlidir ki başka hiçbir şeye benzemeyen bu yemişi yer yemez karınları doyup güçlerine güç katmışlar.

   Dedenin öğüdünü unutmayıp ceviz kabuklarını da saklarlar ve mağarada uykuya dalarlar. Sabah olur olmaz tekrar düşerler yola. Susuzluktan kırılmaları gerekirken ceviz onları ne acıktırır nede susarlar. Bunu bilen yiğitler tekrar ve tekrara ceviz ağacına teşekkür etmişler.

 Neyse yiğitler yedi gece yedi gündüz boyunca yol gidip aşılması zor dağları ve çölleri aşıp sonunda ucu bucağı görünmeyen bir suyun yanına varmışlar.

  Yiğitlerin her biri gördüğüne inanamaz. Hayatları boyunca hiç deniz görmemiş olduklarından çok şaşırırlar.Bu uçsuz bucaksız mavimi mavi pırıl pırıl hiçbir toprak parçasının görünmediği suya hayran kalırlar.

  Hemen  koşup kana kana içmek isterler ama bir yudum aldıklarında ağızlarına su çok tuzlu gelir. Tam tükürmek isterlerken yaşça en büyük yiğit suyu yutup. ‘ Sakın ha tükürmeyin. Suyu için ve ah ne güzel suyun var . Sağ ol deniz susuzluğumuzu giderdin deyin. ‘ demiş.

 Yaşça büyüklerinin sözünü dinleyen yiğitler dediğini yaparlar. Ağızlarındaki suyu yutup ‘ Oh ne güzel suyun var deniz bizim susuzluğumuzu giderdin sağ olasın derler.’

 Sonra mı ne yaparlar? Hemen devleri aramaya koyulup . Başlarlar bir oyana bir buyana koşmaya bulamayınca otururlar bir kenara. Bir taraftan güneş bir taraftan açlık onları perişan ederken . Aralarından en küçüğü ‘denize girip yıkanalım sonrada bir kenarda dinleniriz ‘deyince hepsinin hoşuna gider. Tam onun dediğini yapıp denize gireceklerken deniz dile gelip.

 Deniz: ‘ey insanoğlu insanoğlu beni dinle. Benim suyu çok ama çok tuzludur. Siz buna rağmen benim suyumu beğendiniz. Bende size yardım edeceğim. Sakın suyuma girmeyin . Bu su sizi yakar. Devler ise yarın burada olurlar . Beklerseniz onları görebilirsiniz. Ama ortalarda durmayın saklanın yoksa sizi hemen yerler ‘ demiş.

 Yiğitler yapacakları hatayı anlayıp denize teşekküre edip dedenin bahsettiği kayalığı bulup saklanmaya başlamışlar.

 Sabah olmuş. Bir gürültüdür kopmuş yer gök inlemiş. Uğultudan kulakları sağar olmuş kayalar düşmüş. Ayaklarının altından yer kayarken tam yedi dev koşarak denizin kenarına gelmişler. Öyle iri öyle irilermiş ki başlarını görmenin imkanı yokmuş. Dağlardan daha yüksek ve iri olan bu devler . Çocuklar gibi koşarak denize girmişler. Saatlerce suda kalıp oyunlar oynamışlar. Öyle ki denizin derinliklerine gitseler de bacaklarının yarısına gelmiş. Bu devlerin kulakları kocaman gözleri küçücükmüş. Elleri ve ayakları o kadar iriymiş ki bastıkları kayaları tuzla buz ediyorlarmış.

  Yiğitler bu gördükleri karşısında şaşkın ve üzgünmüşler. ‘ Biz bu devleri yenip halkımızı koruyamayız’ demişler. Hepsi üzgün ve çaresiz kaya arkasında baka dururken .

 Yaşça en küçükleri ‘ Ben çok korkuyorum. Biz bunları yenemeyiz. Gelin geri dönelim halkımızı alıp buralardan gidelim’ demiş.

 Aralarından en iyi okçu olan;’ Her türlü hayvanla mücadele ederim, Ama buna ne oklarım nede başka silah fayda eder’ demiş.

 Aralarından en kuvvetli olanı ise ‘ İnsan olan ne kadar düşman varsa mücadele ederim ama ‘ demiş ama gerisini getirememiş.

 Aslında hiçbiri geri dönüp gitmeyi memleketlerini bırakıp gitmeyi istemese de yapacak hiçbir şeyleri olmadığını düşünüyorlarmış.

 Yaşça en büyükleri’ gidecek bir yer yok biz buradan memleketimize varmadan bu devler evimize varıp ailelerimizi ve halkımızı yok edebilirler. Ayrıca nereye kadar gideceğiz. Biz nereye gitsek onlarda gelecek. Unutmayın onları durduran olmadıkça onlar aynı şeyleri yapmaya devam edecekler’ demiş.

 Hepsi de ona hak vermiş. Aralarından en akılıları ise  sürekli sesiz kalmış. Devleri izlerken bir taraftan onları dinlemekteymiş.

 Aradan uzun zaman geçmiş. Devler büyük bir gürültüyle deniz kenarına yatıp dinlemişler ve sonunda karınları açıkmış .

 Dev: Acıktım .

 Dev: Bende . Hadi kendimize nefis bir yemek hazırlayalım.

 Devlerden ikisi birer ağacı kökünden söktükten sonra bellerindeki dev kılıçları ile ağacı temizlerken ikisi de koca koca kayaları bir araya getirmişler. Biride dev dev ağaçları sökmüş ve o kayaların ortasına atmış.

 Onlar ağaçları söktükçe ağaçlardan bir çok kuş can havliyle gökyüzüne kaçarken. Bir kaçını da yakalamış başını koparıp atmış gövdelerini kayaların yanına yığmışlar.

 İki devde denize girmişler gitmişler gitmişler ve denizin ortasına geldiklerinde ellerini suya daldırmışlar. Birden su fokur fokur kaynamaya başlamış.

  Yiğitler neler olduğunu izlemek için çabalarken birde ne görsünler devler sudan bir insanı bir hamlede yuta bilecek dev dev balıkları devler tek elleriyle tutmuş çıkarıyorlar. Bu balıklar öylesine vahşi öylesine büyükmüş ki sürekli çırpınıyorlarmış. Kuyruklarıyla devlere vurup duruyor . Bir bıçaktan daha keskin dişlerini gösterip devleri ısırmanın yollarını arıyorlarmış. Gözleri ateş gibi parlayan balıklar ne yapsa fayda etmemiş.

 Devler öylesine keyifle gülmüşler ki yer gök sarsılmış. Sanki gök gürültüsü dünyayı yıkmaya başlamış. İki ellerinde balıklar varken deniz kenarına gelince dev balıkların kuyruklarından yakalamışlar kaçabileceklerini zannedip sevinene balıkları kuyrukların dan tutup karaya öyle bir çarpmışlar ki balıklar oracıkta ölmüşler.

 Yiğitler gördüklerine inanamazken ağaçlardan odun yapan iki dev balıkları alıp şiş yaptıkları ağaçlara geçirmişler sonra kayaların arasındaki ağaçları yakıp göğe yükselen ateşlerin üstüne koydukları şişteki balıkları pişirmeye başlamışlar.

   Balıkların pişmiş kokusu yayıldıkça devlerde garip haller başlamış. O ana kadar bir kenarda ikisi uyurken yeri göğü inleterek dördü balıkları pişirirken biride kuşları pişirmekteymiş.

  Sonunda yemek hazır olmuş dört balık bir sürü kuş dan oluşan yemeği yemeye başlamışlar bir anda yemeklere saldırıp yeme yarışına girmişler. Ve kısa sürede her şey tükenirken kemikler deniz kenarına yığılmaktaymış. Son balık kaldığındaysa olan olmuş ve kıyamet kopmuş . Kim yiyecek kavgası kopmuş. Balığı bırakıp birbirleriyle kavga etmişler . Yerlerde yuvarlanıyor birbirlerinin üstüne atlıyorlarmış. Onlar birbiriyle yemek için kavga ederken yer gök inlemiş. Kayalar yerlerinden kopup yuvarlanmış. Bütün canlılar saklanmış.

 Yiğitlerse bunu şaşkınlıkla izlemiş. Kavga bitiğinde balığı yediye bölüp yemeyi akıl edebilmişler.

 Yiğitlerin akılısı durumu görünce çok sevinmiş. Gülmeye başlamış. Arkadaşları onun neden güldüğünü merak edince;

 Akılı Yiğit: Daha ne olsun bunlar hiç geçinemiyor . Hele konu yemek olunca. Sabahtan beri devleri izledim. Bilginin bize anlattığı gibi devlerin biri uykucu. Diğeri uyuyunca yer gök inliyor kimse kimseyi duyamıyor. Biri aptal. Birinin gözü kör. Diğeri hiçbir şey duymuyor. Nasırı olan ayağındaki nasırından yerinde duramıyor. Birinin de el parmağı eksik. Şimdi ben planımı yaptım. Bilginin dediği gibi beraber hareket edersek biz bu devleri yeneriz.’

 Sonrada planını arkadaşlarına anlatmış. Akılının planını duyan yiğitler sonunda devlerden kurtulabileceklerine inanıp sevinmişler. Sonrada hepsi ormana gidip planları için hazırlığa başlamışlar. 

 Her şeyi hazır edip kayanın arkasına geri geldiklerinde; devler kavga edince yorulan devler yemeklerini yiyince üzerlerine rehavet çökmüş uyumak için hazırlanıyorlarmış.

 Devlerin en büyüğü. ‘ Ben artık balıktan sıkıldım. Yarın şafakla yola düşelim öğlene insanlarla döneriz .Akşama da onlardan kazanımızda güzel bir haşlama yapar yeriz. ‘ demiş.

 Diğerleri de onun bu fikrini çok beğenmişler. Ormandan topladıkları malzemelerle hazırlıklarını yapıp döndüklerinde devler uyuyorlarmış. Gece olup karanlık ta ay onlara ışık olunca yiğitler saklandıkları kayanın arkasından çıkıp planlarını uygulamaya başlamışlar. 

 Devler horlayan devin yüzünden yiğitlerin gelişini ve gidişlerini duyamamışlar. Tabii bu yeri göğü inleten seste çalışmak yiğitler içinde pek kolay olmamış . 

 Sizce devlere ne yapmışlar?

 Ne mi yapmışlar!

 Devler şafakla uyandıklarında birde ne görsünler. etraflarında öldürdükleri hayvanların kemiklerinden yapılan bir bıçak tarlası varmış.

  Bunu göremeyen kör dev kalkıp adım atmasıyla birlikte bıçaklar ayaklarına saplanmış. Ve dev kayaları parçalayan feryatlar arasında yere yıkılınca diğer bıçaklar da saplanınca orada ölmüş.

  Neler olduğunu gören devler kala kalırken . Sağır dev diğerlerine bakmadan gözlerini ovuşturarak denize gitmek isteyince diğerleri fark edip bağırsalar da olan olmuş oda önce ayaklarına saplanan bıçaklarla inlemiş sonra bıçakları görüp durmak istese de ellerine saplanınca yüz üstü düşüp her yerinden delinip ölmüş.

 İki arkadaşları ölen devler bu tuzağı kimin kurduğunu anlayamadan  bir de bakmışlar ki uykucu hala uyuyor onu uyandırmışlar . Daha uyku mahmurluğunu üstünden atmadan başlamışlar yerlerdeki bıçak gibi kemikleri temizleyip ilerlemeye bir taraftan da bağırıp çağırıyor onlara bu tuzağı kuranları göz ucuyla arıyorlarmış.

  Derken birden birkaç insanoğlu belirmiş. Gözlerine inanamamış bir daha bir daha bakmışlar ve daha sonrada korkunç kahkahalar atmışlar ve yerlere saplı kemikten bıçakları unutmuşlar.

 Devler: ‘Bize bu tuzağı kuran arkadaşlarımızı öldüren siz diniz ha biz size ne yapacağımızı biliriz ‘demişler.

 Demişler demesine de . Tabii yiğitlerin planı bu kadar değilmiş.

  Ortaya çıkan iki yiğitten birisi hızlı yiğitmiş diğeri okçu yiğitmiş.

 Onlarda devlere karşı gülerek:’ Evet, bu tuzağı size biz kurduk. Şimdide sizi buracık ta öldüreceğiz.’ Deyip gülmeye başlamışlar.

 Onlar güldükçe devler sinirlendikçe sinirlenmiş. Derken uyku mahmuru olan atlamış öne birini tutmak istemiş yere basmasıyla yer altından kaymış ve dev bir çukurun içine düşmüş. Kuyunun dibi kemikten bıçaklarla doluymuş oracıkta ölmüş.

 Devler bunu görünce nereye basacaklarını şaşırmışlar.Nereye basacaklarını bilemez haldeyken iki yiğit onlara biraz yaklaşmışlar. Bağırıp çağırıyor onlarla alay ediyorlarmış.

 Yiğitler: Sizi görende bir şey zanneder. Korktunuz mu ? Korkaklar. Değip bir oyana bir buyana koşmuşlar. Ama devler kızgınlıktan çıldırsalar da yerlerinden oynamayıp birbirlerine bakmışlar derken aynı anda yere hepsi birden vurunca yer gök inlemiş ve toprağın üstünde ne varsa ayakta kalamamış. Tabi yiğitlerde yerle bir olmuşlar işte o anda devler birer adım atıp onlara uzanmışlar.

 Tabi o bir adım devleri yiğitlerin tepesine gelmesine yetmiş. Ellerini uzatıp tam onları yakalayacakları sırada okçu yiğit oklarını birbiri ardınca atmaya başlamış. Devlerse iki yiğidin bu boşa çabasına gülmeye başlamışlar. Sanki ellerine batan kıymıkları çıkarır gibi okları çıkarıp atmışlar ki tam o sırada birden etraflarında dev ağaçtan mızraklar belirmiş.

 Kuvvetli yiğitle mızrakçı yiğit ağaçlardan gizlendikleri yerden mızrakları devlere saplamaya başlamışlar . Mızrakçı birini devin gözüne saplayınca acı çığlıklar atarak koşmaya başlamış ve kuyuya düşü vermiş. Kuvvetlide yerinden atlayıp kocaman bir mızrağı fırlattı vermiş. Oda orada ölmüş.

 Diğerleri bunu görünce :’ demek tek başınıza değildiniz. Demek bize oyun oynadınız biz size yapacağımızı biliriz deyip ‘ önlerindeki yiğitleri aramaya başlamışlar ama ne mümkün. Yiğitler ormana kaçıp ortadan kaybolmuşlar. Devler bunu fark edince öylesine bağırmışlar ki yer gök inlemiş.

 Bu sırada en akılı dev , nasırlı ve tek parmağı eksik olan dev kalmış. Onlar çılgınlar gibi etrafta insanoğlunu araya dursunlar. Yiğitler ormanda buluşup planın ikinci kısmına başlamaya karar vermişler.

 Devler bıçakları çıkarıp çıkarıp atarken birden hızlı yiğit ile uzun yiğit atlarının üstünde ortaya çıkmışlar. Atlar devleri görünce çok ama çok korksalar da sahipleri istediği için oldukları yerde zor duruyorlarmış. Toynaklarıyla kumu eşeleyen atları gören devler iyice iştahlanmış. Zaten kızgın ve intikam isteyen devlerin önünde iki at ve iki insanoğlu duruyormuş.

  Tam ağızlarının suyu aka aka iki insanoğlunu üstüne atlayacakken. Liderleri durumu fark etmiş ;

 Lider Dev: ‘Durun bakalım siz . sen daha önce yoktun. Diğer insanoğlu nerde siz bize gene tuzak kurdunuz. Sakın onların peşlerinden koşmayın ‘. Demiş.

  Sonrada kenara fırlattıkları bıçak gibi kemikleri onların üstüne fırlatmaya başlamış.

 Yiğitler kaçmak isteseler de kaçamıyorlarmış. Derken en becerikli ve akılıları . Okçu ya  yiğide hemen devlerin ateşlerine ceviz kabuklarını hızlı yiğide döktürünce  okla yakmasını istemiş. Okçunun cevabını beklemeden arkadaşlarının yardımına koşmuş.

  Devler nedeyse hızlı ve uzun yiğidi yakalamak üzereyken atı olmadan koşarak aralarına dalmış. Devler üslerine bağıra çağıra elinde mızrakla gelen insanoğlunu görünce çok ama çok gülmüşler .Gülerken de yeri göğü inletmişler.

 Akılı yiğit hemen sağa sola koşmuş hem de : ‘hey devler sizde ne korktunuz mu ? ‘ .Bir insanoğlunu bu hali çok komikmiş. Akılı hızlının yanından geçerken ‘ Hızlı ceviz kabuklarını ateşe dök ‘ demiş. Hızlı akılının söylediğini duyar duymaz ortadan kaybolmuş.

  O andan sonra uzun ile akılı bir sağa bir sola koşup sürekli devleri kendi üslerine çekmişler. Devler iki insanoğlunu bir türlü yakalamayı beceremedikçe çıldırmışlar. Derken hızlı balıkların piştiği ateşlere cevizleri dökmüş ve okçuda ateş oklarını atıp cevizleri tutuşturmuş.

  Bu sırada yakalana akılı yiğit ile uzun yiğit devlerin kahkahaları ve kocaman elleriyle onları sıkmalarından çaresiz kalırken her yeri bir sis sarmış. Akılının istediği de buymuş. Nasıl olmuşsa onlar devleri ve her şeyi görürken devler kimseyi göremiyormuş. Bu yiğitlerin en büyük şansı olmuş.

 Akılı yı  yakalayan  tek parmağı eksiğin bir parmağına mızrağı batırınca etrafını hatta elini görmeyen dev elini gevşetmiş. Akılıda yere yuvarlanmış.

 Uzun yiğit nasırlının elinden kurtulmak istese de başaramamış. Akılı iste ‘ Kuvvetli kaya kayayı yuvarla ‘diye bağırmış. Kuvvetli tepeye yığdığı kayaları yuvarlamaya başlayınca kayalar nasırlının ayağına gelince bağırmaya başlamış. Acıyla büyük gürültüyle yere düşünce akılı uzuna bağırmış; ‘Uzun uzun kılıcını gözüne gözün e sapla . ‘ Oda uzunun yardımına koşmuş. Bu sırada diğer tepeden de kayalar yuvarlanmaya başlamış.

 Akılı ve uzun devin üstüne çıkıp kılıçlarla devi parçalarken devde nerden saldırdıklarını anlayamamış. Ayağa kalıp kaçmak isterken çıkınlarından çıkardıkları cevizlerle nasırına vurmaya başlayınca dev geri geri gidip kuyunun dibine düşmüş. Akılı bağırmış; ‘Uzun yiğit kayalık.’ İkisi beraber  kayalık sakladıkları büyük kemikten bıçakları deve atıp sonrada çok büyük bir kayayı hızlı ile beraber yuvarlamış. Bu dev de ölmüş.

   Sıra parmağı eksik olana gelmiş. Sis bir türlü dağılmadığı için önlerini göremeyen iki dev deli gibi bağırıp çağırıyor eliyle  çıkış yolu arıyormuş.

 Bu sırada bütün yiğitler kayalıkta toplanmış. Akılı iki devi kışkırtıp ateşe çekmelerini orda mızraklarla ateşe yuvarlamayı teklif etmiş. Hepsinin aklına yatmış.

Ama masal buya akılı dev durumu anlamış arkadaşına hiç sesini çıkarmamasını söylemiş ateşin yandığı yöne yürü deyince akılı ve diğer yiğitler birde ne görsünler iki dev burunlarının dibinde .

  Akılı diğer yiğitlere sesiz olmalarını ve yere yatmalarını işaret etmiş. Yiğitler sürüne sürüne devlerin yanından geçerken yürekleri ağızlarına gelmiş. Derken kaya arkasında toplanınca . Bir birlerine ne yapacaklarını sormuşlar.

 Akılı düşünmüş düşünmüş planını kurmuş. Demiş ki hızlı ile ben ortaya çıkacağız onları tuzağa çekmek istediğimizi söyleyip onları üstümüze çekince sizde onları ateşe düşüreceksiniz.

 En büyük olan ‘ bunu nasıl yapacağız’ diye sorunca akılı ’Onlar yemek için kavga etmiyorlar mıydı! Bizde öyle kandıracağız. Ateşin arkasında saklanan arkadaşlarımızdan konuşacağız. Benimde hızlının da belinde ip olacak o ipleri çekip onları düşürmeye çalışırken sizlerde kayalarla mızraklarla bize yardım edeceksiniz’ demiş. Herkesin aklına yatan bu planı uygulamaya geçmişler.

 Uzun  yiğitle akılı yiğit etrafta insanları arayan iki deve doğru gidip ateşin yakınına gelince başlamışlar planlarını uygulamaya.

   Uzun yiğit ‘Ah arkadaşım bu devler nereye kayboldu onları bir bulsak ta şu kemikten mızraklarımızla öldürsek ‘ demiş.

  Akılı yiğitse’ Haklısın onlar ne kadar korkunçsa bizde o kadar güçlü ve kuvvetliyiz. Bak kaç tanesinin hakkından geldik ‘ demiş.

 Akılı yiğit ‘ Neyse biz devleri bulmaya bakalım. Diğerlerinin saklandığı iyi oldu. ‘demiş.

 Uzun yiğitte’ Onlara gerek yok ki; ben o devleri tek başıma bile yenerim ‘ deyince iki dev tepelerinde belirdikleri gibi ikisini de yakalamışlar.

 Akılı yiğidi akılı dev uzun yiğidi de parmağı eksik yakalayıp sıkmaya ve yeri göğü inleten hırçın ve korkunç sesleriyle bağırmaya başlamışlar.

 Parmağı eksik dev uzun yiğidin canını çıkaracak gibi sıkarken : ‘Siz  mi bizi öldüreceksiniz . Bir sıkımlık canınız var şimdi sizi şişe takıp şu ateşte pişirip yiyeceğiz. ‘

 Akılı Dev: ‘ Acele etme arkadaşım. Onlar bize diğerlerini yerini söyleyecek . Sonra hepsini yeriz. ‘

  Akılı dev bunu söylerken akılı yiğidin karnına parmağıyla sıkıca bastırıp onu nefesiz bırakırken gözleriyle onu dikkatli dikkatli inceliyormuş.

  Akılı yiğit boş durur mu? Başlamış numarasına;

Akılı Yiğit: ‘ Aman dev canım dev ben bir şey yapmadım. Siz bu arkadaşımın sözüne aldırmayın. Sen beni bırak sana bütün arkadaşlarımı veriyim.’ demiş.

 Bunu duyan dev şaşırmış. Arkadaşına bakıp ne yapacağını düşünürken.

  Diğer yiğitler boş durur mu. Akılının planına uyup . Ağaçlardan ağaçlara ipler gerip yerlere kemikler yerleştirmişler. Sonrada yanlarında taşıdıkları cevizleri kırıp içindeki cevizin yağını kuvvetliye çıkartırıp kemiklere sürdürmüşler.

 Akılı dev planını yapmış. İnsanı ve arkadaşını kandıracakmış.

 Akılı dev arkadaşına bakıp. Tabii sen  bize onların yerini göster bizde seni bırakırız.

 İki dev sinsi sinsi gülerken uzun yiğitte kendini sıkan nerdeyse canını çıkarmak üzere olan deve dönüp. ‘ Yok onu değil beni bırak bende sana arkadaşlarımı veriyim. Bak sen onların hepsini tek başına yakalayacak kadar güçlüye benziyorsun. Beni bırakırsan kaç tane insanı yakalayacağını bir düşün istersen.’ Demiş.

 Akılı yiğit boş durur mu: ‘ Yok canım sen ondan daha agüçlü, daha akılı ve daha kuvvetli görünüyorsun. Beni bırakırsan tek başına bir sürü insana tek başına sahip olursun’ demiş.

 İki dev birden bire onları unutup birbirlerine ve sahip olabilecekleri yemeklerin hayaline dalmışlar. Birbirlerine öyle bakıyorlarmış ki neredeyse gözlerinden ateşler çıkacakmış. Derken ellerindeki insanları unutup yere fırlatmışlar ve birbirlerinin üstüne atlamışlar.

 İki dev birbirlerine bağrıyor çagrıyor. O insanlar benim diye birbirlerine vuruyorlarmış. Derken yer gök inlemiş. Taşlar yerinden oynamış iki dev yuvarlanmış. Yuvarlana yuvarlana ağaçlığa gelmişler bir de bakmışlar ellerindeki insanlar yok . O an anlamışlar ki insanlar onlara oyun oynamış. Düştükleri yerden kalkıp bir adım atmalarıyla tekrar tekrar yuvarlanmaya başlamışlar. Etraf sisli olduğu için bir şey anlayamıyorlarmış.

 Ama hızlı yiğit ve okçu yiğidin bağladığı iplere takılıp takılıp yuvarlana yuvarlana gelişler çukurun yanına parmağı eksik nereye bastığını göremeden arkadaşlarının düştüğü çukura düşmüş. Ama ölmemiş. Yaralanıp çıkmaya çalışmış. Çünkü çok iri ve uzun boylu olduğu için elleriyle çukurun kenarına tutuna bilmiş. Bunu gören mızraklı yiğit ve kçu yiğit durur mu. Mızraklarını ve oklarını yağmur gibi yağdırmışlar sonunda mızraklı onu tam gözünden vurunca çukurun dibini boylamış.

 Kalmış akılı dev o ise işini şansa bırakmamış. Adımalarını öyle yavaş öyle dikkatli atıyormuş ki düşmesine imkan yokmuş. Tabii akılı yiğit bunu hiç düşünmez mi. O ve en büyük yiğit atlamışlar atlarına başlamışlar devin etrafında dolaşıp ona ok atmaya . Diğerleri de atlarla daha uzaklardan bağırıp çağrıyorlarmış.

 Yiğtler: aptal dev, yalnız kaldın. Ben burdayım. Bizi yakalayamazsın.

 Bu sesler ve ayağına , bacağına batan oklar arasında ilerlerken birden tam karşısından kocaman bir mızrak ipe bağlı vaziyete gelip karnına saplanmış. Dev tökezlemiş ve Ayağının altında kaygan bir zemin olduğunu fark edip tutunmak istese de en , iri , en uzun ve en kuvvetli tabii en akılı dev daha neye uğradığını anlamadan ceviz yağı ile yağlanmış kemiklerin üstünden yuvarlanıp önündeki dev balıkları pişirdikleri ( insanoğullarını pişirmek istedikleri ) ateşe yuvarlanmış. O an ateş göklere kadar yükselip onu yuttu vermiş. O ise ‘İnsanoğulları ben sizi yiyeceğim. ‘ ‘ Siz beni yenemezsiniz’ diyormuş.

  Yiğitler de son devi de yenmenin mutluluğuyla sevinçle bağırıp çağırırken deniz dile gelmiş.

 Bu sırada deniz dile gelip: İnsanoğlu insanoğlu devleri öldürdüğünüzü zannedersiniz ama onların ülkeleri vardır. O ülkelerin hükümdarlarıdırlar . Eğer onların burada öldüğünü anlarlarsa sizin peşinize düşüp sizleri ve halkınıza zarar verirler. Devleri bana getirin bende onları yutuyum demiş.

 Yiğitler denizin sözlerini duyunca denizin halkı olduğuna karar vermişler. Devleri nasıl sürükleyeceklerini düşünürlerken bir de bakmışlar ormandan insanlar çıkıp geliyorlar. Küçük büyük kadın , çocuk bir çok korkan gözlerle devlere bakarak yanlarına gelmişler .

 Aralarından en yaşlıları : Yiğitler sizler kimsiniz bilmem ancak bize yıllardır korkulu rüya gördüren ülkemizi işgal eden bu devleri öldürüp bizleri kurtardınız. Sağ olun var olun.

 En gençlerinden biri:’ Bu devler her  Geldiklerinde ülkemizi yakar yıkarlar bize de sadece saklanıp canımızı korumak düşerdi. Korkulu rüyamız bitti Allah sizden razı olsun. Bizi bu devlerden kurtardınız bizden bir şey isteyin yapalım. Altın mı, elmas mı, develerce değerli şey mi istersiniz. ‘ der. Devler yüzünden çok bir şeyimiz kalmadı ama neyimiz varsa size verebiliriz.

 Yiğitler duyduklarına çok üzülürler en büyükleri:’ Biz sizden hiçbir şey istemiyoruz. Sizin padişahınız nerede o sizi korumadı mı? Sizin askerleriniz ordunuz yok mu? ‘ diye sorar.

 Yaşlı adam: Padişahımız ve askerlerimiz bizi devlere karşı korurken öldüler. Bizlerde o günden sonra devlerden saklanmak için mağaraların kuytularında yaşardık.

 Akılı yiğit : ‘Bizim askerimiz ve padişahımız bizleri korurken ölseler biz devlerle mücadeleyi bırakmazdık. Neyse biz sizden altın filan istemiyoruz. Bize yardım edin şu devleri denize atmamız lazım . Yoksa devlerin ailesi onları burada bulursa size de bizim halkımıza da zarar verirler.  ‘demiş.

 Bunu duyan halk yiğitlere yardım etmişler devleri atlara bağlayıp denize sürüklemişler denize atılan devler bir anda yanmaya başlamışlar ve birkaç saniyede onlardan hiçbir iz kalmamış. Sanki dünyada hiç var olmayan devlerden geriye yakıp yıktıkları yerler kalmış.

 Yiğitler hemen toparlanıp denize teşekkür ettiten sonra atlarına binip evlerinin yolunu tutmak isteyince ülkenin halkı onları bırakmak istememişler ve ;

En yaşlıları:’ Yiğitler bizi bırakıp gitmeyin bizim padişahımız askerimiz onun size ne isterseniz verelim. Bakım bizim ülkemiz çok geniştir çokta zengindir. Hatta size ülkemizin en güzel kızlarını da eş veririz . Her birinize üçer eş veririz. Saraylar yaparız. Orda mutlu mesut yaşarsınız’ demiş.

  Yiğitler hep beraber teşekkür edip: ‘ biz buraya size de kendi halkımıza da yardım etmek için geldik.’ ’Bizim burada ki görevimiz bitti. Artık ailemize gitmemiz gerek ‘ ‘ biz sizlerden hiçbir şey istemiyoruz .Sağlıkla ve mutlu kalın.’ Deyip. Düşmüşler yolla.

 Yedi yiğit yedi dağ geçip gelmişler ceviz ağacının dibine . Ceviz ağacına teşekkür etmişler.

 Yiğitler: ‘ Ceviz ağacı sağ ol. Senin sayende giderken de dönerken de aç kalmadık. Bizi susuz , aç bırakmadın. Kabuklarınla bizi ısıtın bizi çok zor durumlardan kurtardın. ‘ demişler. Ağaca su taşıyıp serinletmişler. Derken ceviz ağaca dile gelip: İnsanoğlu beni unutmadınız. Susuzluğumu giderip teşekkür etiniz. Şimdi gölgemde dinlenip şu cevizlerini alın bunlarla karnınızı doyurun . Şu tohumlarımı da götürüp evlerinizin bahçesine ekin ki ben size yemek oluyum sizde bana dost olun demiş.’ Sonrada ceviz ağacından bir çok ceviz dökülmüş peşinden de yedi tane tohum düşmüş. Bu tohumları alıp ceplerine koymuşlar. Cevizlerini de çıkınlarına doldurup ceviz ağacına teşekkür edip düşmüşler yollara .

  Az gitmişler uz gitmişler yedi gece yedi gündüz yol gidip memleketlerine varmışlar. Bir de ne görsünler padişah onları sarayın kapısında bilginle beraber bekliyor. Sarayın önünde dillere destan bir sofra kurulmuş. O gün memlekette kimse aç kalmamış. Yiğitleri yanına alıp oturan  padişah onlara defalarca teşekkür etmiş. Başlarında padişah yanlarında aileleriyle oturdukları sofradan kalktıklarında  ;

 Padişah : Yiğitlerim. Bizler için canınızı ortaya koyup yedi devi yenip geldiniz. Bizlere düşen sizlere teşekkür etmektir. Bilirim bagzınız zorluklar içindesiniz. Bagzınız yeni evli bağzınız evlenmek üzeredir. BU anahtarlar sizin deyip her birine anahtar hediye etmiş. Bunlar sizlerin yeni tarlalarınız ailelerinize güzel güzel bakıp mutlu mesut olun demiş.

 Padişahlarının hediyesine sevinen yedi yiğit sarılıp vedalaşırken yaşadıklarını unutmamaya ve her dertlerinde birbirlerinin yardımına koşacaklarına söz vermişler. Evlerine gidip bahçelerine ceviz tohumlarını dikmişler. Bu ceviz tohumları dalları göge uzanan kocama ağaçlar olmuşlar. Her zaman dallarında ceviz bulunmuş. Yiğitler her gün ceviz ağaçlarının altında dinlenmiş. Onlara teşekkür etmeyi hiç bırakmamışlar.

 İşte geldik bir masalın daha sonuna . Siz gidin Paris e biz gidelim ceviz ağacının en güzel dalına. Ceviz ağacından üç ceviz düşmüş. Biri size biri aç kalanın cebine biride bana.

Değerlendirme: 1 / 5.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s