Category Archives: hikayelerde buluşalım

SARMAŞIK

SARMAŞIK  Bir ormanda çok güzel büyük bir ağaç varmış. Bir gün ağacın gövdesine sarmaşık büyümeye başlamış. Mevsimler bahara bahardan yaza dönmüş ve sarmaşık ağacı sıkı sıkı sarmış. Büyümüşte büyümüş ağacı tamamen kaplamak üzereyken ağaca: ‘ Bak ağaç ben kısa sürede senin boyuna geldim sarıldım . Sen bu hale ne kadar zamanda geldin ? ‘ demiş.  Ağaç: ‘ Ben bu hale

Devamını oku

TOPUZ

Topuz    Ömer Seyfettin Hikayesi Karamanın koyunu,Sonra çıkar oyunu… Küçük payitahtın karışık sokakları bugün çok kalabalıktı. Tıpkı ilkbaharda bir bayram gibi… Bütün kadınlar bol beyazî yenli sırma yelekli pazar esvaplarını giymişler, beyaz poturlu dinç erkeklerin dolu testilerle sundukları şarapları içerek coşuyorlardı. Genç, ihtiyar, kadın, çocuk… Nihayetsiz bir “hurra” zinciri, bağırarak, sallanarak kalabalığın içinden geçiyor, canlı bir girdap dalgası hâlinde, döne döne,

Devamını oku

ASLAN KURT İLE TİLKİ

 ASLAN  , KURT  İLE TİLKİ HİKAYESİ Uzun zamanlar önce uzak bir ülkede çok büyük bir orman varmış. Bu ormanın birde aslan  yaşarmış. Aslan ormanın kralıymış.  Bir gün ormanlar kralı Aslan ,Tilki yi çağırıp av yapacağını bütün herkesi çağırmasını söylemiş.  Tilki de herkese haber vermiş . Herkes toplanınca Aslan avlanacak bir sürüyü beklemeye başlamış. Bütün hayvanlarda merakla bekliyorlarmış. Derken ilerden avlanacak

Devamını oku

KIRLANGIÇLAR

SABAHATTİN ALİ HİKAYESİ KIRLANGIÇLAR Şehrin kıyısında, ufacık bir derenin kenarında, dalları suya sarkan ihtiyar  bir söğüt ağacı vardır. İlkbaharın başlangıçlarında bu söğüdün dallarına bir dişi kırlangıç gelip kondu; Derenin bir başından bir başına yıldırım gibi uçan, beyaz göğüslerini suya dokundurarak şeffaf kanatlı küçük böcekleri yakalayan diğer kırlangıçlara bakmaya başladı. Başını hafif hafif sallıyordu. Derin düşüncelere daldığı belliydi. Söğüdün dalları hışırdadı.

Devamını oku

ON KESE

                                    ON KESE   Uzun zaman önce bir adam yapa yalnız memleket memleket dolaşırken bir boş tarlanın yanı başında devrilmiş bir ağacın üstüne oturmuş dinlenirken etrafını izlemeye başlamış. Bulunduğu yem yeşil bir araziymiş. Uçsuz bucaksız tarlaların olduğu . Her yerde boy boy ağaçlarla bezendiği.  Hafifi hafif kulağına akan bir derenin sesinin geldiği bu yerde ne kuşlar ötüyormuş nede tek bir insan

Devamını oku

GİZLİ MABET

Ömer Seyfettin Hikayesi  GİZLİ MABET –  Müfide Hanımefendi’ye – Geçen gün Tokatlıyan’da Sermet bana genç bir Frenk takdim etti. Sorbonne’dan arkadaşmış! Kumral, çini mavi gözlü, güzel, narin, nazik bir çocuk! Aşırı bir Doğu düşkünü. İlk lafı bu oldu: – Azizim, siz kendinizi bilmiyorsunuz. Avrupa’yı bir şey zannederek kendi güzelliklerinizi görmüyor, kendi sırlarla dolu dünyanızı yaşamıyorsunuz. Birdenbire haklı mı, haksız mı

Devamını oku

KARNE GÜNÜ

KARNE GÜNÜ  Okullu seviyor!   Okulların başladığı gün en sevindiği gündü ama okulların kapandığı gün en nefret etiği gündü.  Neşeli günlerin sonuna geliyordu.  Bu sabah erkenden kalkıp babası kahvaltı sofrasına oturmadan kahvaltısını yapıp  evde çıkar. Annesi arkasından: ‘ oğlum ne yapıyorsun sadece süt içip okula gidilmez ‘ diye bağırırken  ayakkabısını giymiş çantasını sırtına takmış bile ..  Çocuk: ‘ Annecim ben

Devamını oku

ÜÇ NASİHAT

ÖMER SEYFETTİN HİKAYESİ Üç Nasihat  Durmuş’un bir anasından başka kimsesi yoktu. Fakirdi. Ama gençti. Kuvvetli idi. Öküzünün biri ölünce tarlasını süremedi. Para için, tekrar çiftini düzebilmek için gurbete gitmeye karar verdi. Gurbet, İstanbul demektir. Köyde kim çaresiz kalırsa, kimin işi bozulursa İstanbul’un yolunu tutar. Durmuş da torbasını omuzladı. Çarıklarını sıktı. Eline bir değnek aldı. Gurbetçilerin arasına katıldı. Dere tepe aştı. Nihayet

Devamını oku

BEY

                           BEY  Çok eskiden bir beylik varmış. Bu beylik her mevsim yurt değiştirerek yaşamını sürdürdüğü için yükte hafif pahada değerli eşyaları varmış. Beyliğin tam yüz hanesi sekiz yüzde insanı varmış.  Beyleri insanına kıymet veren akılı ve bilge bir adammış. Ölürken beyliğini ortanca oğluna bırakmış. Diğer oğullarına ve bey oğluna da şu öğütleri vermiş.  BEY: ‘ Oğullarım siz üç kardeşsiniz ama

Devamını oku

ÇAYDANLIK

ÇAYDANLIK SABAHATTİN ALİ HİKAYESİ Hastanenin bodrum katındaki küçük ve pencereleri demir parmaklıklı odada beş kişi yatıyorduk. Hapishanenin doktoru ve reviri olmadığı için hasta mahpuslar ağırlaşıncaya kadar koğuşlarında kalırlar ve araba parası tedarik edebilirlerse belediye doktorunu getirtirlerdi. Ak saçlarını pek itina ile ortadan ikiye ayıran bu ihtiyar ve zayıf adamcağız, yüzünde besbelli bir tiksinmeyle, ellerini sürmeden hastalara bakar ve mevcut olmayan

Devamını oku
« Önceki Yazılar Recent Entries »